24 Mayıs 2016 Salı

Darwinistler İnanılmaz Şeylere İnanırlar- devamı

Hücre Gibi Kompleks Bir Organizmanın Tesadüfen Oluşabildiğini Sanırlar

Evrim teorisi, daha önce de belirttiğimiz gibi hayatın tesadüfen meydana gelen bir hücreyle başladığını iddia eder. Bu, dünya tarihindeki ilk sanayileşmenin bir gün bir kentin merkezinde tesadüfen oluşan bir fabrikanın yine tesadüfen üretime geçmesiyle başladığını söylemek kadar, hatta daha da saçma bir iddiadır.
ernst haeckel, ilkel mikroskop

Ernst Haeckel'in yaşadığı devirde resimde görülen ilkel tarzda mikroskoplarla sadece hücrenin dış yüzeyi hakkında bilgi edinilebiliyordu. Bu bilgi seviyesi ile ortaya atılmış olan bir iddianın 21. yüzyılın bilimsel gelişmişlik düzeyi içinde, kimilerince hala savunuluyor olmasının "Darwinist büyü" den başka bir açıklaması yoktur.
Evrim teorisinin iddiasına göre bundan dört milyar yıl kadar önce ilkel dünya atmosferinde birtakım kimyasal maddeler tepkimeye girmiş ve yıldırımların, sarsıntıların ve başka olayların etkisiyle karışmış ve böylece ilk canlı hücre ortaya çıkmıştır.

Bu, Darwin'in dönemindeki cehalet ve ilkel bilim seviyesinin ürünü olan bir senaryodur. Darwin'in bu teoriyi ortaya attığı dönemde bilim dünyası hücrenin yapısı hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildi. Mevcut mikroskoplar hücreyi sadece bir kara leke olarak görebiliyorlardı. Örneğin Ernst Haeckel hücrenin "homojen bir protoplazma yığını" olduğunu düşünüyordu yani hücrenin işlevlerinden, kompleks özelliklerinden habersizdi. Oysa geçtiğimiz yüzyılda teknolojide yaşanan hızlı gelişmeyle, 20. yüzyılın en büyük keşiflerinden biri yapıldı ve hücrenin tüm detayları keşfedildi. Ortaya çıkan tablo ise bilim adamlarını hayrete düşürecek nitelikteydi. Hücrenin bugün bilinen en kompleks yapılardan biri olduğu anlaşıldı.

Hücre, aynı bir fabrika gibi farklı işlemlerin yapıldığı pek çok farklı bölümlere ve farklı görevleri olan elemanlara sahiptir. Bu bölümler; enerjiyi üreten santraller; yaşam için zorunlu olan enzim ve hormonları üreten fabrikalar; üretilecek bütün ürünlerle ilgili bilgilerin kayıtlı bulunduğu bir bilgi bankası; bir bölgeden diğerine hammaddeleri ve ürünleri nakleden kompleks taşıma sistemleri, boru hatları; dışarıdan gelen hammaddeleri işe yarayacak parçalara ayrıştıran gelişmiş laboratuvar ve rafineriler; hücrenin içine alınacak veya dışına gönderilecek malzemelerin giriş-çıkış kontrollerini yapan uzmanlaşmış hücre zarı proteinleridir. Bu sayılanlar hücredeki karmaşık yapının yalnızca bir bölümünü oluşturur.

Evrimci bir bilim adamı olan W. H. Thorpe, hücredeki bu muazzam yapıyı "Canlı hücrelerinin en basitinin sahip olduğu mekanizma bile, insanoğlunun şimdiye kadar yaptığı, hatta hayal ettiği bütün makinalardan çok daha komplekstir"22 şeklinde ifade etmektedir.

Hücredeki özelliklerin tesadüf kelimesini anlamsız hale getiren çok önemli bir yönü daha vardır. Daha önce üzerinde durduğumuz gibi hücredeki tüm işlemler DNA'da kodlu olan bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Ve DNA'daki bu bilginin üstün bir yaratılışın ürünü olduğu apaçıktır. Ancak yalnızca DNA değil, hücredeki tüm organeller üstün bir yaratılışın ürünüdürler. Bu konuda Amerikalı bilim adamı John Morris'in aşağıdaki sözleri son derece açıklayıcıdır:
Tek hücreli bir organizma bile, bilim adamlarının anlayışlarının ötesinde, komplekstir. Tek başına kendi kopyasını oluşturabilir. Yaşamın tümü muhteşem kompleks genetik kodla çevrelenmiştir. Bu kod sadece tasarım ve düzen içermemekte aynı zamanda yazılı bilgi de içermektedir. Bu DNA kodu sadece doğru olarak yazılmamalı aynı zamanda hücrenin geri kalanı bunu okuyabilmeli ve talimatları takip etmelidir. Hücrede gerekli besini metabolize etmek ve özellikle çoğalmak için çok sayıda enzim reaksiyonu meydana gelir. Bununla ilgili kodun hayatın kökenini sağlaması gerekmektedir. Bunu kendi kendine nasıl yazabilir? Ve bütün bu organeller bunu okumayı ve itaat etmeyi nasıl öğrenebilmişlerdir?23 
Biyoloji profesörü Michael Denton ise Evolution: A Theory in Crisis (Evrim: Kriz İçinde bir Teori), isimli kitabında bu kompleksliği şöyle bir örnekle açıklamaktadır:
Moleküler biyoloji tarafından ortaya konan hayatın gerçek yönünü anlayabilmek için bir hücreyi çapı 20 kilometre olan, Londra veya New York gibi büyük bir şehrin büyüklüğüne ulaşana kadar milyonlarca kez büyütmeliyiz. Bunun sonucunda karşımıza eşsiz bir kompleksliğe ve mükemmel bir tasarıma sahip bir yapı çıkacaktır. Hücrenin yüzeyinde, sürekli olarak bazı maddelerin giriş ve çıkışına yarayan ve bir uzay gemisinin liman çıkışlarını andıran milyonlarca kapı görülür. Eğer bu kapılardan birinden içeriye girme imkanımız olsa kendimizi dünyanın en muhteşem teknolojisinin ve insanı hayrete düşüren bir kompleksliğin içinde buluruz... İnsan zekasının yapımı olan her ürünün çok üstündeki bu komplekslik bizim düşünme kapasitemizin çok üstündedir ve tesadüf kavramını tamamen ortadan kaldırmaktadır...24 
hücre, organel
1- Çekirdek
2- Kromozomlar
3- Mitokondri
4- Ribozomlar
5- Kloroplastlar
6- Kofullar
7- Endoplazmik Retikulum
8- Hücre Zarı
Yanda hücre içindeki adeta bir fabrikaya benzeyen kompleks yapıyı tanımlayan bir flema görülmektedir. Altta ise gerçek bir hücrenin çizim resmi görülmektedir. Her organeli özel bir tasarıma sahip olan böyle bir yapının tesadüfen oluşamayacağı açıktır.
DNA'nın Kompleks Yapısı
Bu iki resim evrim teorisinin hücrenin yapısı karşısında neden çıkmaza girdiğini açıklamaya yetmektedir.

Michael Denton'ın da ifade ettiği gibi "tesadüf kavramını tamamen ortadan kaldıran" bu eşsiz mekanizmanın rastlantıların bir eseri olduğunu düşünmenin altında yatan sebep acaba nedir? Bu kusursuzluğun eşsiz bir yaratılış delili olduğu bu kadar açıkken, evrimciler böyle bir masala nasıl inanabilmektedirler? İşte bu noktada karşımıza yine Darwinci büyünün etkisi çıkmaktadır. Kitabın başında belirttiğimiz adeta büyülenmiş olan adamın güneşli havanın yağmurlu olduğunu iddia etmesi gibi, evrime inananlar da hiçbir gerçekliği olmayan bir fikri, hücrenin tesadüfen meydana geldiğini iddia etmektedirler. Üstelik bu iddialarına tek bir delil bulamamalarına rağmen, saplantılarından vazgeçmemekte ve hiçbir zaman bulamayacakları bir delili arayarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Hatta yaşamlarını bu konuya adamış bilim adamları ve araştırmacılar vardır. Bu insanların yaşamlarını tamamen hayal ürünü senaryoları doğrulama çabası içinde geçirmeleri, söz konusu büyünün etkisinden başka bir şey değildir.

Fosiller Evrim Sürecini Yalanlarken, Darwinistler Hala Bu Gerçeği Görmemekte Direniyorlar

Evrimcilerin en büyük sorunlarından biri, bir türün diğer türe nasıl dönüştüğünü açıklayamamalarıdır. Evrimciler mutasyonların ve doğal seleksiyonun bir canlıda küçük ve yavaş değişikliklere neden olduğunu ve bu değişikliklerin birikmeleri sonucunda bu canlı türünün bir başka türe dönüştüğünü iddia ederler. Onların bu iddialarına göre ise geçmişte bu küçük değişimlerin bazılarını üzerinde taşıyan canlılar yaşamış olmalıdır. Evrimciler bu canlılara "ara geçiş formu" ismini verirler. Sözgelimi, evrimciler balıkların, deniz yıldızları veya deniz solucanları gibi omurgasız deniz canlılarından evrimleştiğini iddia ederler. Öyle ise, bu iki farklı canlı grubu arasında kademeli bir evrim sağlayacak çok sayıda "ara geçiş formu" yaşamış olmalıdır. Yani hem balık özelliklerine sahip olan, hem de omurgasız canlı özellikleri taşıyan çok sayıda tür yaşamış olmalıdır. Ve eğer böyle canlılar yaşadılarsa bizim onların fosillerini bulmamız gerekir. Günümüzde, paleontolojik verilere baktığımızda, geçmişte yaşamış canlıların fosil kayıtlarının olağanüstü derecede zengin olduğunu görürüz. Ancak tüm bu zengin veriye rağmen evrimcilerin iddiasını doğrulayan tek bir tane bile ara geçiş formu fosili bulunmamıştır.

Bu konuyla ilgili yan sayfada verdiğimiz tabloyu incelemekte yarar vardır. Çünkü bu tablodan çıkan sonuçlar, evrimin geçersizliğini apaçık göstermektedir.

Siz arka sayfadaki gibi bir tabloya baktığınızda ne düşünürsünüz? Geçmişte omurgasızlar, balıklar, sürüngenler, kuşlar, memeliler yani bugün yeryüzünde gördüğünüz pek çok canlı yaşamıştır ve bunlara ait fosil kayıtları vardır. Ama bir de hiçbir fosil kaydı olmayan, geçmişte yaşadığına dair tek bir delil bulunmayan, hayali canlılar vardır. Bir insan karşınıza çıksa ve "Bu canlıların yaşadığına dair bir delil yok ama ben yaşamış olabileceklerini düşünüyorum, öyle olmasını istiyorum. Bu yüzden önce yaşadıklarını varsayalım, fosillerini (yani yaşadıklarına dair delilleri) sonra buluruz" dese ne düşünürsünüz? Elbette mantıklı bulmazsınız. Ama evrimciler tam 150 yıldır adeta bir "büyü" altındaymış gibi bu iddiayı sürdürmektedirler. Oysa bu canlılar aynen şu an sahip oldukları özelliklerle geçmişte de yaşamışlar ve bugüne kadar herhangi bir evrim süreci geçirmemişlerdir. Ama evrimcilerin iddia ettiği bir canlıdan diğerine evrimleşirken ortaya çıkmış olması gereken "ara tür" varlıklardan hiçbirine ait bir fosil kayda geçmemiştir. Ara geçiş formlarının olmaması demek ise, açıkça "evrim hiçbir zaman yaşanmadı" demektir.
CANLI GRUBUFOSİLİ
 YÜZBİNLERCESİ VAR
Omurgasız Canlılardeniz salyangozu, salyangoz fosili
deniz salyangozu fosili
deniz yıldızı, deniz yıldızı fosili
deniz yıldızı fosili
 YÜZBİNLERCESİ VAR
Balıklarbalık, balık fosili
balık fosili
köpekbalığı,köpekbalığı fosil
köpekbalığı fosili
 YÜZBİNLERCESİ VAR
Sürüngenler sürüngen, sürüngen fosili
sürüngen fosili
timsah, timsah fosili
timsah fosili
 YÜZBİNLERCESİ VAR
Kuşlar kuş, kuş fosili
kuş fosili
 YÜZBİNLERCESİ VAR
Memelilergeyik kafatası, geyik fosili
geyik fosili
yarasa, yarasa fosili
yarasa fosili
 BİR TANE BİLE YOK
Yarı Omurgasız Yarı Balıkyok, işaret
 BİR TANE BİLE YOK
Yarı Balık Yarı Sürüngenyok, işaret
 BİR TANE BİLE YOK
Yarı Sürüngen Yarı Memeliyok, işaret
 BİR TANE BİLE YOK
Yarı Sürüngen Yarı Kuşyok, işaret
Bu tabloyu gören bilimsel düşünce yapısına ve analiz yeteneğine sahip, akıl ve mantık sahibi bir insan, evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğini kolaylıkla anlar. Ancak evrimciler fosil kayıtlarının ortaya koyduğu bu bilimsel gerçeklere rağmen evrim sürecinin gerçekleştiği konusundaki ısrarlarını sürdürürler.

Oysa Darwin bile kendi döneminde fosil kayıtlarının teorisini desteklemediğinin farkındaydı. Fakat gelecek yıllarda fosil kayıtlarının daha zenginleşeceğini ve ara geçiş formlarının da bulunacağını umuyordu. Ancak günümüzde evrimcilerin böyle bir ümitleri kalmamıştır. Çünkü kendilerinin de itiraf ettiği gibi fosil kayıtları son derece zengindir ve bize hayatın tarihini göstermek için yeterlidir. Lund Üniversitesi'nden İsveçli evrimci botanikçi Prof N. Heribert Nilsson fosil kayıtları konusunda şunları söyler:
Evrimi, 40 yıldan fazla süren bir çaba ile kanıtlama teşebbüslerim sonunda başarısızlıkla sonuçlandı… Fosil materyali şu anda o kadar tamdır ki, yeni sınıflar oluşturmak mümkün olmuştur ve geçiş dizilerinin bulunmayışı, materyal eksikliği ile açıklanamaz durumdadır. (Fosil kayıtlarındaki) boşluklar gerçektir, asla tamamlanamayacaklardır.25 
Glasgow Üniversitesi'nden paleontolog Prof. T. Neville George ise fosil kayıtlarının son derece zengin olmasına rağmen, aranan ara geçiş formlarının hala bulunamadığını şöyle ifade etmiştir:
Fosil kayıtlarının (evrimsel) zayıflığını ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir. Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız gözükmektedir... Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala (türler arası) boşluklardan oluşmaya devam etmektedir.26
Kimi evrimci bilim adamları, ara geçiş formlarının hiçbir dönemde var olmadıklarını çok iyi bilmelerine rağmen evrim teorisinden asla vazgeçmezler. Hatta vazgeçmek yerine çok daha farklı bir yöntem izleyip, sahtekarlığa başvururlar. Ortaya sürekli sahte deliller çıkarır, mevcut fosiller üzerinde oynamalar ve taraflı yorumlar yaparak "Darwinci büyüyü" bozmamaya büyük bir özen gösterirler.

Sürüngen Yumurtasından Kuş Çıktığına İnanan Evrimciler Bile Vardır

Yukarıda da söz edildiği gibi fosil kayıtları evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğini kesin olarak göstermiştir. Ancak bu durum da Darwinistlerin hızını kesmemiştir. Kimi evrimciler çıkış yolu olarak hayali ara geçiş formlarının varlığına inanmaya devam etmişlerdir. Bazıları ise en olmadık açıklamalarla evrimi savunma yoluna gitmişlerdir.

Evrimcilerin tarihe geçen en garip inançlarından biri "umulan canavar" (hopeful monster) teorisidir. Ara geçiş formlarının bulunmamasından dolayı çok büyük bir baskı altına giren bazı evrimciler, evrim için ara geçiş formlarına ihtiyaç olmadığını, çünkü değişimin yavaş yavaş ve kademe kademe değil, birdenbire olduğunu iddia etmeye başlamışlardır.
İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse Hak'tan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 32)

İlk olarak 1940'larda Otto Schindewolf isimli evrimci bilim adamı "ilk kuşun bir sürüngen yumurtasından çıktığını" iddia etmiştir. Ve böylece sürüngenden kuşa geçişin nasıl olduğunu kendince açıkladığını zannetmiştir. Bu mantıksız iddiaya göre böyle ani bir geçişin delili kalamayacağına göre, fosillerde delil arama sorunu da ortadan kalkmıştır. Böyle bir iddianın utanç verici olarak görülüp örtbas edilmesi gerekirken, bazı evrimciler daha sonraki yıllarda bu tuhaf iddiayı sahiplenmişler, hatta daha da geliştirmişlerdir. Çok tanınan evrimciler arasında sayılan Richard Goldschmidt "umulan canavar" olarak adlandırdığı makroevrimle, Schindewolf'un bu uç örneğini kabul ettiğini göstermiştir.27  "Umulan canavar teorisi" olarak adlandırılan bu akıl ve mantık dışı teoriye göre, bir gün bir sürüngenin bıraktığı yumurtadan kahverengi tüylü bir yaratık çıkmıştır. Ve bu yaratık, ilk "kuş"tur. Ama söz konusu evrimciler bu hikayeye herhangi bir bilimsel delil, mantıklı açıklama getirmemiş; sadece böyle olduğunu kabul etmişlerdir.
 umulan canavar, dinazor
Biz imkansız da olsa bu hikayenin ilk aşamasının gerçekleşmiş olduğunu farz ederek devam edelim. Tüm mantıksızlığına rağmen, bir gün bir sürüngen yumurtasından sebepsiz yere bir kuşun çıktığını kabul edelim. Böyle bir durumda bu kuşun yaşaması mümkün müdür? Çevresinde kendisini besleyebilecek, ihtiyaçlarını temin etmesini sağlayabilecek bir başka kuş yoktur. Ama biz yine herşeye rağmen bunun da gerçekleştiğini farz edelim ve şunu soralım; tesadüfen sürüngen yumurtasından çıkan bu kuş, tüm bir kuş neslinin atası olabilir mi? Bunun olabilmesi için hikayenin devamında öyle bir tesadüf daha gerçekleşmelidir ki, bu ilk kuş diğer bir sürüngen yumurtasından aniden sebepsiz olarak çıkan bir eş bulmalıdır kendine. Ancak bu şekilde çiftleşmesi ve yeni kuşlar oluşturması mümkün olur. Elbette bu satırlarda yer verdiğimiz hikayenin, çizgi filmlerde, çocuk masallarında gerçekleşen hayali olaylardan hiçbir farkı yoktur. Ve bu hayali olaylara inanmak da ciddi bir mantık bozukluğunun işaretidir.(Detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık, "Sıçramalı Evrim Teorisinin Geçersizliği" isimli bölüm)

Aslında bu mantık bozukluğu Charles Darwin'den günümüz evrimcilerine miras kalmıştır. Darwin de çok fazla suda yüzen ayıların zaman içinde balinalara dönüştüklerini iddia ederek deniz memelilerinin nasıl oluştukları sorununa kendince çok pratik bir çözüm getirmişti. Frank Sherwin "Roadblocks to Whale Evolution" isimli makalesinde bu konuyla ilgili şunları söylemektedir:
ayı, balina
Darwin, çok fazla suda yüzen ayıların zaman içinde balinalara dönüştüğünü iddia edecek kadar bilimsellikten uzak bir insandı.
Gerçekten de, böyle ilginç hikayelerin biyolojiye girmesinden sonra türlerin kökeni hakkında araştırma yapan kimse garip anlatımlarla karşılaşabilir. Bu tarz, en ünlü hikayelerden birisi de kara memelilerinin eski denizlere nasıl girdiği ve balina olduğudur. Bu fikir ilk kez Darwin'in kitabı olan Türlerin Kökeni'nin ilk baskısında çıkmıştı. Doğa bilimci (Darwin) şöyle diyordu: "Ayı ırkının doğal seleksiyon yoluyla, suyla ilgili daha fazla alışkanlıklar geliştirmesinde, ağzının gittikçe gelişmesi, ve sonunda yaratığın ağzının kocaman bir balina ağzı olmasında bir zorluk görmüyorum."… Bu durum daha sonraki evrimciler tarafından da durdurulmadı. Mesela Sir Gavin de Beer, ilk balinalarla ilgili şöyle yazıyordu: "… Sahip oldukları dişler onların büyük hayvanları yakalamalarına imkan tanıyordu. Bazıları da balıkla avlanmaya devam etti ve dişleri hızla evrimleşerek azaldı. Sonunda balinaların yediği kalabalık sayıdaki karidesler de hızla evrimleşmeye başladı.28
Schindewolf ve Goldschmidt ile Darwin'in arasındaki tek fark, bir yumurtadan başka bir türün aniden çıktığını söylerken, diğerinin suya girip çıkan ayının yavaş yavaş balinaya dönüştüğünü iddia etmesidir. Arada 150 yıl kadar bir fark olmasına rağmen bilgi ve mantık konusunda hiçbir değişiklik ve ilerleme olmamıştır.

Sizce bu teorilerin bilimle bir ilgisi olabilir mi? Yoksa bunlar Yunan mitolojisi veya Andersen masallarından birer alıntı mıdır? Evrimciler açısından asıl endişe verici olan ise, birçok evrimci "bilim adamı"nın bu masallara gönülden inanıyor olması ve bu masalların evrimsel sorunlara bir çözüm getirdiğini sanmalarıdır. Darwinci büyünün ne kadar etkili olduğunu anlamak açısından bu örnekler son derece açıklayıcıdır.

Bazı Önde Gelen Evrimciler En Son Çareyi Uzaylılarda Bulmuşlardır

Bazı evrimci bilim adamları canlılığın kendi kendine oluşamayacağını gördüklerinden, yeni bazı senaryolar üreterek evrimden vazgeçmemek için çırpınmaya devam etmişlerdir. Bu, aslında Darwinist büyünün evrimci bilim adamları üzerindeki en belirgin etkilerinden biridir. Evrimci bilim adamları; eğer bir iddia evrim teorisinin sıkıştığı bir noktaya mantıksız da olsa herhangi bir açıklama getiriyorsa, ona kolaylıkla inanabilirler. Ama yaratılışı ispatlayan en kesin ve en açık delilleri dahi kesinlikle ve büyük bir kararlılıkla reddederler. Bu etki, gerçek bir büyüden farksızdır.

Bu büyünün bir insan üzerinde ne kadar zararlı etkilerinin olabileceğini daha iyi görebilmek açısından şöyle bir örnek verelim: Francis Crick, 1950'li yıllarda DNA'nın yapısını keşfeden iki bilim adamından biridir. Bu, şüphesiz bilim tarihi için çok önemli bir buluştur; çok uzun araştırmalar, büyük bir bilgi birikimi ve yetenek gerektirmektedir. Nitekim bu bilim adamı yaptığı araştırmalardan dolayı Nobel Ödülü de kazanmıştır.

Francis Crick, hücre ile ilgili çalışmaları sırasında hücrenin yapısına, içindeki çarpıcı yapıya hayran kalmıştır. Nitekim koyu bir evrimci olmasına rağmen, DNA'nın mucizevi yapısına şahit olduktan sonra yazdığı eserinde bilimsel bir gerçeği şöyle ifade etmiştir:
Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adamın yapabileceği tek yorum hayatın bir mucize eseri olarak ortaya çıktığıdır.29 
Evrime ve dolayısıyla hayatın sözde tesadüfler sonucu oluştuğuna inanan Crick, hücredeki detayları görünce, yukarıdaki sözleri söylemiş ve hücrenin varoluşunu tesadüflerle açıklamanın mümkün olmadığını, bunun ancak bir mucize olabileceğini belirtmiştir. Oysa evrimciler, tesadüf dışında bir açıklamaya inanmazlar, çünkü bu onların Allah'ın varlığını kabul etmelerini gerektirir. Ama hücredeki mükemmelliği ve kusursuzluğu yakından görmek Crick'i o kadar etkilemiştir ki, ideolojisine ters olmasına rağmen bunu itiraf etmek zorunda kalmıştır. Ancak Crick, Allah'ın varlığını kabul edemeyeceğini, bu nedenle üstün bir akıl gerektiren ve tesadüflerle açıklanamayan bu sürecin "uzaylılar" tarafından yaratıldığını iddia etmiştir. Crick'e göre uzaylılar dünyaya ilk DNA'yı getirerek hayatı başlatmışlardır!

Aslında bu garip iddia, ilk olarak 1908 yılında İsveçli kimyacı Svante Arrhenius tarafından ortaya atılmıştı ve Arrhenius, hayatın tohumlarının başka bir gezegenden radyasyonun yarattığı basınç yoluyla dünyaya gelmiş olabileceğini söylemişti. Bu iddia bilimsel bulunmamasına ve pek itibar görmemesine rağmen, Francis Crick tarafından çok inandırıcı bulundu. Crick, 1981 yılında yayınladığı Life Itself (Yaşamın Temeli) isimli kitabında, başka bir güneş sisteminde yaşayan canlıların, diğer hayat olmayan gezegenlerde de hayatı başlatmak için canlılık için gereken tohumları bu gezegenlere bıraktıklarını ve onların bu "yardımseverlikleri" sayesinde dünyada hayatın başladığını söylemiştir.

Dikkat edilirse, evrimcilerin hayatın kökenine karşı "açıklama" olarak öne sürdükleri bu iddia aslında hiçbir şey açıklamamaktadır. Çünkü "İlk canlılık nasıl ortaya çıktı?" sorusu, bu senaryo içinde de cevapsızdır. Crick gibi evrimciler "Canlılığı kim oluşturdu?" sorusuna "uzaylılar" diye cevap vererek, "O halde uzaylılar nasıl ortaya çıktı" sorusuna yol açmış olurlar. Bu soru evrimci mantıkla hiçbir şekilde çözülemez. Sorunun tek cevabı, tüm hayatı yaratan, ancak kendisi yaratılmamış olan ve sonsuzdan beri var olan tek bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmektir. Yani tek gerçek cevap, canlılığı Allah'ın yarattığı cevabıdır.
uzaylı, francis crick
Darwinizm'in karanlık büyüsü Francis Crick'i öylesine etkilemiştir ki, Crick Allah'ın varlığını kabul etmektense uzaylıların dünyaya getirdikleri ilk DNA ile hayatın başladığına inanmayı tercih etmekteydi.
Francis Crick gibi ünlü bilim adamlarının sadece bilim kurgu filmlerinde rastlayacağımız türden bir "uzaylılar" hikayesine nasıl inanabildiğini düşünüyor olabilirsiniz. Ancak Crick'in bu saçma iddiası bile, diğer bir evrimci tezin yanında son derece "tutarlı" kalmaktadır. Bu iddiaya göre, 3.7 milyon yıl önce dünya üzerinde ortaya çıkan ilk canlı hücre, bazı biyoloji mühendisleri tarafından üretilmiştir!

Peki ama nasıl? İşte bu soruya verilen cevap, çok ilginç bir cevaptır. Bu akıl dışı tezi savunan evrimciler, ilk hücrenin, bir uzay gemisine atlayıp zamanda yolculuk yapan geleceğin insanları tarafından tasarlandığını savunmaktadırlar.30

Bunun çok açık bir mantıksal çelişki olduğunu görmek için fazla zeki olmaya gerek yoktur elbette. Çünkü kendi atalarını "üretecek" olan bir insan neslinin nasıl ortaya çıkacağı sorusunun bir cevabı yoktur. Öne sürülen bu tezin saçmalığı o kadar açıktır ki, insan bunun evrimciler tarafından nasıl olup da dile getirilebildiğine şaşmaktadır.

Materyalistlerin içine düştükleri çelişkiler onlar için kaçınılmazdır. Çünkü bu insanların bir kısmı, açıkça gördükleri halde gerçeği gizlemeye çalışmaktadırlar. Allah, materyalist inanışa sahip olan kimi insanların içine düştükleri bu durumu şöyle açıklamaktadır:

'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe andolsun; siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz. Ondan çevrilen çevrilir, kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler'; ki onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler. (Zariyat Suresi, 7-11)
Bu kişiler, kitabın başında söz ettiğimiz "büyülenmiş" adam gibi hareket etmektedirler. O adam hava günlük güneşlik olduğu halde, içinde bulunduğu büyünün etkisiyle gökyüzünün bulutlu olduğunu ve hatta yağmur yağdığını iddia etmekteydi. Bu kişiler de apaçık yaratılış gerçeğini kabul etmemek için, ellerinde hiçbir bilimsel ve mantıksal delil bulunmamasına rağmen, hayali uzaylılardan veya zamanda yolculuk yapan bilim kurgu kahramanlarından medet ummaktadırlar.

Koşarken Bir Anda Uçmaya Başlayan Dinozorların Hikayesine İnanan Profesörler

dinazor, sinek
Hayal gücü geniş evrimciler, kuşların ilk olarak ortaya nasıl çıktıkları sorusunun cevabını verebilmek için, sürüngenleri ağaç tepelerine çıkartıp daldan dala atlatarak uçurmak zorunda kalmışlardır. Bu konudaki ikinci alternatifleri ise sinek kovalarken kanatları çıkan hayali dinozorlar olmuştur.
Evrimciler her canlı türünün nasıl oluştuğuna bir açıklama getirmek zorundadırlar. Ama hiçbir konuda akılcı, mantıklı ve bilimsel bir cevap ortaya koyamazlar. Cevaplamakta en çok zorlandıkları konulardan biri ise, dinozorların nasıl olup da bir gün uçabildikleri sorusudur. Evrim senaryolarına göre pullu ve soğukkanlı dinozorlar bir gün nasıl olduysa kanat sahibi olmuş ve uçmaya başlamışlardır. Ve böylece kuşlar meydana gelmiştir. Bu olayın nasıl gerçekleştiğini açıklamak ise elbette ki hayalgücü en geniş olan evrimcilere kalmıştır. Belki de bugüne kadar gözünüzde büyüttüğünüz, çok zeki, çok bilgili ve erişilmez gördüğünüz, ciddi görünümlü bazı bilim adamlarının mantık örgülerini daha iyi anlayabilmek için dinozorların uçuşuyla ilgili nasıl senaryolar yazdıklarını görmek faydalı olacaktır.

Dinozorların nasıl uçtukları konusunda, iki tane evrimci teori mevcuttur. Bunlardan biri "arboreal teori" diğeri ise "cursorial teori"dir. Arboreal teoriye göre kuşların ataları, ağaçlarda yaşayan sürüngenlerdir ve bunlar zamanla daldan dala atlayarak "kanatlanmışlardır". Cursorial teoriye göre ise karada sinek kovalarken ön ayaklarını açıp kapatan dinozorların ön ayakları bu hareketlerinin sonucunda kanatlara dönüşmüş ve dinozorlar "havalanmışlardır". Bu teorinin sahibi Yale Üniversitesi Jeoloji Kürsüsü profesörü olan John Ostrom isimli bir evrimcidir.

Bu tür geçişler ancak çizgi filmlerde veya masallarda olur diye düşünebilirsiniz. Ancak branşlarında derece almış, profesör ünvanına sahip, son derece zeki insanların bu tür iddialarla ortaya çıkmaları gerçekten şaşırtıcıdır. Bu kişilerin mantık bozukluğunu şöyle bir örnekle daha da netleştirebiliriz: Henüz bilimsel gelişmenin yaşanmadığı bir dönemde insanların bir bölümü koyunların bir bitkiden büyüyerek meydana geldiğine inanıyorlardı. Kuşkusuz bugün bunun batıl bir inançtan başka bir şey olmadığı kesinlik kazanmıştır. Ancak bugün bir canlının daldan dala atlarken veya koşarken kanatlandığını iddia edebilmek de en az bunun kadar batıl bir inançtır.
dinazor, sinek
Ayrıca cursorial teori ile ilgili olarak çok önemli bir detayı daha hatırlatmakta fayda vardır: Bu teoriye göre bir dinozor sinek kovalarken uçmaya başlamıştır. Peki o halde kusursuz bir uçuş yeteneğine sahip olan sinek nasıl meydana gelmiştir? Eğer uçuşun kökeni dinozorların sinek kovalamasıysa, sineklerin kökeni nedir? İşte evrimciler bu sorular karşısında kesinlikle suskun kalırlar. Bugün hangi evrimci bilim adamına sorarsanız sorun saniyede 500-1000 kez kanatlarını çırparak, istediği yönde ani manevralar yaparak uçabilen bir sineğin nasıl tesadüfen oluştuğunu açıklamaktan kaçınır. Çünkü bu konuda yapabileceği bir açıklama yoktur. Peki küçücük bir sineğe dahi açıklama getiremeyen bir teorinin, sineğe göre daha büyük boyutlardaki hayvanları uçurmaya çalışmasının ve bunun için masalsı senaryolar kullanmasının açıklaması ne olabilir? Kuşkusuz bu noktada karşımıza çıkan gerçek yine bu insanlar üzerinde etki eden ve onları inanılmaz şeylere inandıran "Darwinci büyü"dür.

Memelilerde Süt Oluşmasını Ter Bezlerinin Gelişmesiyle Açıklamaya Çalışırlar

Evrimci senaryo başta da belirttiğimiz gibi son derece farklı canlıların tesadüflerle birbirlerine dönüştükleri iddiasındadır. Örneğin evrimcilere göre sürüngenler kuşların ve memelilerin atasıdırlar.
Sadece bu iki resim bile sürüngenlerle memeliler arasındaki farklılıkların, dolayısıyla sürüngenlerin memelilere dönüşmesinin imkansızlığının anlaşılması için yeterlidir.

Oysa sürüngenlerin;
  1. Vücutları pullarla kaplıdır,
  2. Soğukkanlıdırlar,
  3. Yumurtlayarak çoğalırlar.
Memelilerin ise,
  1. Vücutları tüylüdür,
  2. Sıcakkanlıdırlar,
  3. Doğurarak çoğalırlar.
Kısacası, memeliler ile sürüngeler arasında kapatılması mümkün olmayan çok büyük yapısal uçurumlar vardır. Bu farklılıklardan biri de memelilerin sütleridir. Bir sürüngenin bir memeliye dönüştüğünü iddia edebilmek için (asla mümkün olmasa da), bu canlının soyunu sürdürebilmesi için birden süt salgılamaya başlamasına da bir açıklama getirmek gerekir. Bir sürüngenin nasıl olup da bir anda süt salgılamaya başladığını bakın bir evrimci nasıl bir "masal" ile açıklamaya çalışıyor:
Soğuk bölgelerde yaşayan bazı sürüngenler, vücutlarını ısıtacak bir yöntem geliştirdiler... Pulları giderek daha sivri hale geldi ve sonunda tüylere evrimleşti.Bu arada gerçekleşen bir diğer adaptasyon ise terlemenin gelişmesi oldu; bu, canlıya gerektiğinde suyun buharlaşması sayesinde vücudunu soğutma imkanı veriyordu. Bu arada beklenmedik bir biçimde, bazı yavrular beslenmek için annelerinin vücudunda oluşan teri yalamaya başladılar. Bazı ter bezleri bu nedenle giderek daha zengin bir salgı salgılamaya başladılar ve bu salgı sonunda süt haline dönüştü. Bu sayede bu ilk memelilerin yavruları hayata daha iyi bir başlangıç yaptılar.31
Bir canlının, annesinin vücudundaki teri "yalayarak" ortaya süt gibi son derece iyi hesaplanmış, besleyici değeri çok iyi ayarlanmış bir besini çıkarması, ancak Ortaçağ bilim anlayışı içinde veya masallarda yeri olabilecek bir safsatadır. Kaldı ki, son derece kompleks bir mekanizma olan ve vücut ısısının sabit tutulması için mutlak ihtiyaç duyulan terleme mekanizmasının, sürüngenlerde hiç yok iken memelilerde nasıl ortaya çıktığı dahi evrimci mantıklarla açıklanamamaktadır.

Evrimci kaynaklarda sık sık yer alan bu ve benzeri hikayeler, evrim teorisinin bilimden ne denli uzak bir teori olduğunun göstergesidir. Ancak burada yine üzerinde düşünülmesi gereken konu, bir bilim adamının buna nasıl inanabiliyor olduğudur. Anlaşılan odur ki, Objections Sustained isimli kitabında Philip Johnson'ın belirttiği gibi, "Darwinciler için bir şeyin olduğunu hayal edebilmek, o şeyin gerçekleştiğine emin olmaları için yeterlidir."32

Göz Gibi Karmaşık Yapıların Tesadüf Sonucu Aşama Aşama Oluştuğunu Sanmaları

Evrimciler, bütün canlı varlıkların tüm organları ile birlikte yavaş yavaş ve kademe kademe ilerleyen bir evrim süreci içinde meydana geldiklerini iddia ederler. Ancak insan vücudundaki herhangi bir organın işlevleri ve yapısı gözönünde bulundurulduğunda, üstün bir akıl ile yaratılmış olduğu açıkça görülebilir. Evrimciler ise, en karmaşık organların bile tesadüfen oluştuğunu ileri sürerler. Evrimcilerin bu konudaki mantık bozukluklarını görmek açısından gözün oluşumu ile ilgili iddialarına yer vereceğiz.

Göz, insan vücudundaki en karmaşık ve kusursuz yapıya sahip organlardan biridir. Birbiri ile içiçe geçmiş, biri olmazsa diğerleri işe yaramayacak yaklaşık 40 ayrı parçadan oluşur. Bu yapısı ile göz, "indirgenemez komplekslik" denen özelliğe sahiptir. Yani gözü daha basite indirgeyemezseniz; çünkü 40 parçadan biri olmadığında göz işlevini yerine getiremez.

Şimdi böylesine karmaşık bir organ olan gözün "tesadüfen" ortaya çıkmış olup-olamayacağını düşünelim:
göz, gözün parçaları
Gözün Kusursuz ve Kompleks Yapısı
Yukarıdaki şemada gözü meydana getiren yaklaşık 40 parça görülmektedir. Evrimciler gözün bu kusursuz ve kompleks yapısının tesadüfen oluştuğunu iddia edecek kadar derin bir büyünün etkisi altındadırlar.
  • Evrime göre göz oluşumundan önceki canlılar, doğal olarak "gözsüz", yani göremeyen, görme kavramına sahip olmayan canlılardı. Böyle bir canlı nasıl bir süreç sonucu göze kavuşmuş olabilir?
  • Bu canlı, "görmek" diye bir kavramı bile tanımamaktadır ki, kendi kendine bir göz oluşturmayı denesin?
  • Bu canlının böyle bir "talebi" olsa bile, kendi vücudunda kendi kendine bir göz oluşturamayacağı ortadadır.
  • Peki gözü olmayan bir canlıda nasıl olur da bir göz oluşabilir, bunun için hangi aşamaların tesadüfen arka arkaya sıralanması gerekir, bakalım:
  • Önce tesadüfen kafatasının içinde göze uygun iki boşluk oluşmuş olabilir mi?
  • Sonra yine tesadüfen bu boşlukların içinde içi ışığı geçiren bir sıvıyla dolu iki küre oluşmuş olabilir mi?
  • Daha sonra, bu sıvıların ön tarafında yine tesadüfen ışığın kırılmasını sağlayan ve ışığı gözün arka duvarında odaklayan iki mercek oluşmuş olabilir mi?
  • Daha sonra yine tesadüfen, gözün etrafa bakabilmesi için göz kasları "kendi kendine" oluşmuş olabilir mi?
  • Daha sonra, yine tesadüfen, gözün arka duvarında, ışığı algılayabilecek retina tabakası oluşmuş olabilir mi?
  • Daha sonra yine tesadüfen, gözü beyne bağlayacak sinirler kendi kendilerine, durup dururken var olmuş olabilirler mi?
  • Daha sonra yine tesadüfen, gözün kurumamasını sağlayacak gözyaşı bezleri oluşmuş olabilir mi?
  • Daha sonra yine tesadüfen, gözü toz ve benzeri yabancı maddelerden koruyacak iki göz kapağı ve kirpik oluşmuş olabilir mi?
Elbette bunların hiçbiri tesadüfen gerçekleşemez. Üstelik evrimci iddiaya göre buraya kadar genel olarak saydığımız aşamaların hepsinin aynı canlıda, arka arkaya meydana gelmiş olması gerekir. Çünkü evrimcilerin kabulüne göre, vücut içinde çalışmayan organlar körelirler. Buna göre, eğer gözün herhangi bir parçası "tesadüfen" oluşmuş olsa bile -ki bu imkansızdır- bu parça bir işe yaramadığı için yok olup giderdi. Çünkü gözün görebilmesi için, bütün parçaların tam olarak var ve çalışır olması şarttır.

Tüm bunlar, gözün asla tesadüfle açıklanamayacak kadar kusursuz bir yaratılışın ürünü olduğunun göstergeleridir. Var olan ilk göz, tam ve eksiksiz biçimde var olmuş, yani yaratılmıştır. Ancak evrimciler bu açık gerçeği görmelerine rağmen, gözü ve göz gibi sayısız karmaşık organı görmezlikten gelerek, evrimin gerçekleştiğine ve bu kusursuz organların tesadüfen meydana geldiğine inanırlar.

Onların bu inancı yolda son derece gelişmiş bir kamera bulup, bu kameranın yoldaki taşın, toprağın, yağmur sularının, camların rastlantılar sonucunda biraraya gelmeleriyle kendi kendine oluştuğunu iddia etmeye benzer. Kamera, sahip olduğu tüm teknik özellikleri ile bir akıl ürünü olduğu son derece açık olan bir alettir. Göz ise bir kameradan çok daha üstün özelliklere sahiptir. Öyle ise kameranın bir aklın ürünü olduğunu açıkça gören bir insan, nasıl kameradan çok daha üstün niteliklere sahip gözün tesadüfen oluştuğunu iddia edebilmektedir?

Elbette bu iddia açıkça görüldüğü gibi çok büyük bir "saçmalıktır". Nitekim Charles Darwin dahi bu saçmalığı fark edebilmiş ve şöyle demiştir:
Gözün odağını farklı uzaklıklara uydurması, içeri bırakılacak ışık tutarını ayarlaması, küresel ve renksel sapmayı (aberration) düzeltmesi gibi eşsiz düzenlenişlerinin tümünün Doğal Seçme ile oluşabildiğini düşünmenin en ileri derecede saçmalamak olduğunu açık yürekle itiraf ederim…"33
İşte Darwin'in de itiraf ettiği gibi, doğal seleksiyonun yeni bir tür oluşturabildiğine inanmak "en ileri derecede saçmalamak"tır.

Maymunların Konuşabilen, Düşünebilen, Karar Verebilen İnsanlara Dönüşebildiklerini Sanırlar

Evrimcilerin en akıl dışı iddialarından biri ise maymun gibi akla, iradeye, muhakeme ve yargı yeteneğine sahip olmayan, konuşamayan, düşünemeyen bir hayvanın tesadüfler sonucunda insan gibi bir varlığa dönüştüğüne inanmalarıdır.

Acaba doğadaki hangi bilinçsiz mekanizma bir hayvana düşünme yeteneği verebilir?

Hangi mekanizma bir insanın medeniyetler oluşturabileceği yetenekleri, aklı ve bilgiyi ona kazandırabilir?

Doğadaki hangi varlık bir hayvana sanat şaheseri tablolar yapmayı, son derece ihtişamlı mimari eserler meydana getirmeyi, renkleri, biçimleri, perspektifi, gölgeleri, ışığı en göz alıcı şekilde kullanmayı öğretebilir?

Doğadaki hangi mekanizma bir hayvanı ampulü, atomun yapısını, yerçekimi kanununu, hücrenin yapısını keşfedebilecek bir zekaya eriştirebilir?

Veya kim bir maymunu elektron mikroskobunu, televizyonu, bilgisayarı icat edebilecek kadar üstün yeteneklerle donatabilir?

Doğada bir maymuna gördükleri üzerinde düşünüp sonuç çıkarmayı, akılcı çözümler üretmeyi, sevinmeyi, üzülmeyi, nezaketli davranmayı, şevk ve heyecan duymayı, kısacası ruhun özelliklerini verebilecek bir güç var mıdır?
maymun, şehir
Düşünme, karar verme, akletme gibi yeteneklerden yoksun olarak yaratılmış olan maymunların zaman içinde -herhangi bir etki sonucunda- teknolojiyi meydana getirebilecek kadar üstün meziyetler kazanabileceğini düşünmek kesinlikle mantık dışıdır.
Elbette ki bunların hiçbirine bir maymun sahip olamaz ve hiçbir varlık, doğada bulunan varlıkların tamamı biraraya gelse dahi, bir maymuna veya herhangi bir hayvana bu özellikleri kazandıramaz. Evrimci paleoantropolog Elaine Morgan, evrim teorisinin üstteki sorular karşısında içine düştüğü durum hakkında şu itirafta bulunur: İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en önemli dört sır şunlardır:
  1. Neden iki ayak üzerinde yürürler?
  2. Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler?
  3. Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler?
  4. Neden konuşmayı öğrendiler?

Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir:
 
  1. Henüz bilmiyoruz.
  2. Henüz bilmiyoruz.
  3. Henüz bilmiyoruz.
  4. Henüz bilmiyoruz.
Sorular çok daha artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç değişmeyecektir.34

Evrimciler tüm soruları cevapsız bırakmaktadırlar, çünkü insan gibi üstün bir canlının bir "tesadüf ürünü" gibi gösterilemeyeceğini onlar da bilmektedirler. İsterse dünyanın yaşı katrilyonlarca sene olsun, yine de hiçbir tesadüf insan ruhunu yaratamaz. Çünkü insan ruhunu yaratan, yerin, göğün ve ikisinin arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Allah'tır. Bu gerçeğin dışında herhangi bir varsayıma inanmak en büyük akılsızlıklardan biridir. Sadece insan ruhunu düşünmek dahi evrimcilerin tesadüf masalının ne derece büyük bir yanılgı ve akılsızlık olduğunu açıkça göstermektedir. ("İnsanın Evrimi Masalı" ile ilgili daha detaylı bilgiyi Harun Yahya'nın Evrim Aldatmacası ve Hayatın Gerçek Kökeni isimli kitaplarında bulabilirsiniz.)

Evrimcilerin İçinde Bulundukları Durum

Buraya kadar anlatılan konulardan da görüleceği gibi evrimciler normal bir zekaya ve sıradan bir bilgiye sahip insanların dahi kesinlikle inanmayacakları kadar saçma, akıl ve mantık dışı, aynı zamanda da bilime aykırı şeylere körü körüne inanabilmektedirler.

Bir insanın bu derece tuhaf ve akıl almaz iddialara inanabilmesinin altında iki neden yatıyor olabilir. Bunlardan birincisi bilgisizliktir. Gerçekten de konu hakkında pek bir bilgisi olmayan ve bu konular üzerinde hiç düşünmemiş biri, evrimle ilgili bilgilerle karşılaştığında inceleme ve araştırma yapmadan bunları kabul edebilir, karşısına çıkan bilimsellik kisvesine ilk anda kanabilir. Ancak bu insanlara gerçekler anlatıldığında ve bu konu üzerinde düşünmeleri sağlandığında evrimin ne denli saçma ve imkansız bir teori olduğunu kolaylıkla görürler. Hatta bunun için evrimi çürüten küçük bir cep kitapçığı veya 2-3 saatlik bir konferans yeterli olabilmektedir. Çünkü evrimin bir safsata olduğu çok açık bir gerçektir ve normal bir zekaya sahip her insan bunu kolaylıkla görüp anlayabilir. Dolayısıyla cehalet çok kolay giderilebilecek bir eksikliktir.

Nitekim ülkemizde birkaç yıllık bir çalışma sonucunda evrim hakkındaki bilgisizlik ortadan büyük bir hızla kaldırılmış, sağduyu sahibi halkımız, evrim teorisinin gerçek yüzünü görmüştür. Hatta öyle ki bugün ülkemizin herhangi bir ilindeki veya ilçesindeki bir ilkokul çocuğu bile evrimi çürütecek delilleri sayabilir, evrimin ne kadar saçma bir teori olduğunu anlatabilir.

"Evrime neden inanıyorlar?" sorusuna verilebilecek ikinci cevap ise bilgisizlikten çok daha farklıdır. Bu sınıflamaya giren insanlar genel olarak son derece kültürlü, hatta biyoloji, paleontoloji, mikrobiyoloji gibi evrimle ilgili konularda uzman kişilerden oluşur. Bu kategorideki insanlara istediğiniz kadar evrimi çürüten bilimsel delilleri bütün açıklığı ile gösterin, istediğiniz örneği vererek mantıksızlıkları gözlerinin önüne serin, onlar yine de evrim inancını terk etmemekte kararlıdırlar. Aynı giriş bölümünde örneğini verdiğimiz, gökyüzündeki bulutların bir pamuk yığınından ibaret olduğunu iddia eden adam gibidirler. Örneğin siz onlara evrime delil olarak gösterdikleri bir fosilin aslında evrime delil olamayacağını bilimsel yollarla açıklar ve kanıtlarsınız. Ancak onlar sizi hiç duymamış gibi, o çürütülmüş delili evrimin en önemli ispatı olarak size tekrar tekrar göstermeye devam ederler.
darwinism, formula

Darwinizm'in temel iddiası tamamen bilim dışıdır ve bu iddiadaki mantık sefaleti, ilkokul çağındaki çocukların dahi anlayabileceği kadar açıktır. Sözde ilkel dünya ortamı nda, çamurlu bir su birikintisinin içinde, nasıl olduğu asla açıklanamayan bir şekilde ilk hücre meydana gelmiş, daha sonra tesadüfler bu hücreden hayvanları, bitkileri, insanları ve medeniyetleri meydana getirmiştir. Yani tüm insanlık ve medeniyet, bütün bitki ve hayvan alemi, sözde, bol miktarda çamur, uzun zaman ve bol bol tesadüfün eseridir. "Tesadüfler, bir bataklığın içinden medeniyetleri meydana getirdi", gibi bir hikayeye inanabilmek için ya akıl zayıflığı içinde olmak ya da kavrama ve düşünme yeteneğinden tamamen yoksun olmak gerekir. Düşünebilen ve düşündüklerinden sonuç çıkarabilen bir insanın böyle bir durumu kabul etmesi ve Darwinistlerin yanılgılarına kapılması mümkün değildir. Darwinistlerin, "bataklığın içinden çıkan canlılık" senaryosu artık insanları aldatamamakta, akıl sahibi, düşünebilen her insan evrim teorisinin saçmalığı nı hemen görebilmektedir.

Bu insanların anlatılanları kavrayabilecek zeka düzeyleri ve yeterli bilgileri vardır. O halde hala nasıl bu iddiayı sürdürebilmektedirler sorusunun cevabı olarak geriye bir tek alternatif kalır; o da, içinde bulundukları büyüden çıkmak istememeleridir. Darwinistlerin kendilerine ve diğer insanlara bu derece yoğun bir telkini sürdürmelerinin nedeni, daha önce de belirttiğimiz gibi Allah'ın varlığını inkardaki direnişleridir. Elbette onlar da evrimin gerçek olamayacağını bilmektedirler. Ancak evrimi inkar etmeleri, Allah'ın varlığını kabul etmeleri demektir. Bu nedenle büyünün dozunu hiç düşürmemeye ve gerçekleri görmemeye büyük bir özen gösterirler.

Allah gerçekleri görmekten kaçınan, ve bu yüzden gerçekleri kavrayamayan bu insanların durumunu Kuran'da şöyle bildirir:
...Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler... (Araf Suresi, 179)
Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa onlar görmezler bile. (Araf Suresi, 198)
Darwinistlerin bugün yapmaya çalıştıkları şey, batılı ayakta tutabilmek için hakkı reddetmek, gizlemek veya göz ardı etmektir. Ama bu yanlış bir yoldur; bu şekilde kendilerini hem aldatmış, hem de küçük düşürmüş olurlar. Allah'ın Kuran'da, bildirdiği ayetten Darwinistler de ders almalıdırlar:
Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz. (Bakara Suresi, 42)
Gerçeği gördükten sonra direnmemek ve doğru olana yönelmek doğru bir harekettir. Bir insan şimdiye kadar bilgi eksikliğinden ya da kendisine yapılan telkinlerden dolayı evrim yalanına inanmış olabilir. Ama eğer samimi bir insansa, bir aldatmacanın peşinden giderek dünyada ve ahirette küçük düşeceğine, doğruyu araştırıp bulmalı ve ona uymalıdır. Unutulmamalıdır ki samimiyet ve dürüstlük dünyada da ahirette de güzel bir karşılık görecektir.

DİPNOTLAR

22.92 W. R. Bird, The Origin of Species Revisited., Nashville: Thomas Nelson Co., 1991, ss. 298-99.
23.Jhonm D. Morris, "Natural Selection Versus Supernatural Design" Institute For Creation Research, "Vital Articles on Science/Creation", Ocak 1993, Impact No.223
24.Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, London: Burnett Books, 1985, s. 242
25.The Earth Before Man, s. 51
26.T. Neville George, "Fossils in Evolutionary Perspective", Science Progress, cilt 48, Ocak 1960, s. 1- 3
27.Steven M. Stanley, Macroevolution: Pattern and Process, (1979), s. 159
28.Frank Sherwin, "Scientific Roadblocks to Whale Evolution", Institute for Creation Research, "Vital Articles on Science/Creation", Ekim 1998, Impact No:304
29.Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s.88
30.Michael J. Behe. Darwin's Black Box. s. 249
31.George Gamow, Martynas Ycas, Mr. Tompkins Inside Himself, Allen & Unwin, Londra, 1966, s. 149
32.Philip E. Johnson, Objections Sustained, Intervarsity Press, 1998, s. 23
33.Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onur Yayınları, Beşinci Baskı, Ankara 1996, s. 198
34.Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5

Darwinizm Büyüsünde Kullanılan İkna Yöntemleri

Darwinizm Büyüsünde Kullanılan İkna Yöntemleri

Önceki bölümlerde evrim teorisinin insanlar üzerinde adeta büyü gibi bir etkisi olduğundan, bu teoriyi savunanların da önyargılı tutumları nedeniyle birbirinden mantıksız, akıl dışı ve inanılması imkansız olaylara inandıklarından bahsettik. Peki belirli bir kariyer sahibi, aklı başında görünümlü, eğitimli insanlar bu gerçek dışı senaryolara nasıl inanmaktadırlar? Ellerinde hiçbir somut delil olmamasına rağmen nasıl ısrarla evrim teorisini savunmakta ve başka insanları da bu konuda ikna etmeyi başarmaktadırlar? Kısacası Darwinist büyüyü nasıl sürdürmektedirler? İşte bu noktada karşımıza evrimcilerin ikna ve telkin metodları çıkar.

İlerleyen bilim ve teknoloji sayesinde delilsiz ve asılsız bir iddia olduğu tüm açıklığı ile ortaya konan Darwinizm'in bağlıları, teorilerini ayakta tutabilmek için çeşitli yollara başvururlar. Bunlar aslında güçlü bir telkin ve göz boyama içeren birtakım propaganda yöntemlerinden başka birşey değildir. Evrim teorisinin, bilimsel hiçbir geçerliliği olmamasına rağmen nasıl bu kadar yaygın olarak benimsendiği sorusunun cevabı da işte bu propaganda yöntemlerinde yatmaktadır.

Günümüzde bu propagandayı hayatın her alanında görmek mümkündür. Ancak yalnız bugün değil, evrim teorisi ilk ortaya atıldığı günden bu yana evrimciler hep aynı yöntemlerle insanları inanılmaz şeylere inandırmayı başarmışlardır. Yani bu teorinin kabul görmesi, bilimsel bir değer içerdiği anlamına gelmemelidir. Nitekim evrim teorisinin bilimsel geçersizliğini ortaya koyan eserleriyle tanınan Henry Morris'in kitabının önsözünde David Jeremiah da, bu gerçeğe dikkat çekmekte ve şu soruyu sormaktadır:
Aslında bir ilahiyat öğrencisi olan ve sonra dininden dönen Darwin, bir avukat olan Lyell, bir tarımcı olan Hutton, bir gazeteci olan Chambers ve bilim adamı olmayan diğer kişiler tarafından geliştirilen Darwinizm inancı nasıl oldu da bu kadar yaygınlaşabildi? 35
Bu soruya verilecek tek cevap vardır: Evrim teorisi bazı özel teknik, taktik ve illüzyonlarla bu kadar yaygın hale getirilmiştir.

Darwinistler hem kendilerini, hem de diğer insanları bu düşünceye inandırmak için ileride detaylı olarak bahsedeceğimiz metodları kullanarak bir tür büyü yaparlar. Aynı bir büyücü gibi bazı "tılsımlı" kelimeleri sürekli tekrarlayarak insanların beyinlerine kazıdıkları safsatalarla, hipnoz etkisi yapan resimler ve yazılarla, halk açısından anlaşılması imkansız cümlelerle insanları düşünmekten, incelemekten ve araştırmaktan alıkoyarlar. Aynı bir büyücünün büyüde kullanılan çeşitli maddelerden, karmaşık kelimelerden, küçük küçük yazılardan medet umması gibi, onlar da tesadüflerden, kemiklerden, kelimeler ve yazılarla oluşturulan bir tür büyüden medet umarlar. Bu şekilde insanları etkilemeye, hepsi birbirinden akıl dışı olan çıkarımlara onları da inandırmaya ve üzerlerinde özel bir telkin oluşturmaya çalışırlar.

Darwinistler bu karanlık büyünün bozulmaması için ellerinden gelen her türlü yöntemi kullanırlar. İnsanların -eğer düşünürlerse- gerçekleri, yani evrim teorisinin bir safsatadan ibaret olduğunu görüp fikirlerini değiştireceklerinden çok büyük bir korku duyarlar. Bu nedenle de insanlara kendilerince ikna edici bir görünüm sunmaya çalışırlar. Bu ikna edicilik çabası, konuşmalarında, yazılarında, dış görünümlerinde ve hareketlerinde çok yoğun şekilde hakimdir. Bu büyünün insana verdiği telkin, daha önce de belirttiğimiz gibi sabah eline aldığı bir gazetede, yolda gördüğü bir reklam tabelasında, okulda okuduğu bir kitapta, sinemada izlediği bir filmde ya da televizyondaki herhangi bir belgeselde kurgulanarak, hayatın her anına yayılmıştır.

İşte bu yüzden, bu ikna ve telkin yöntemlerini tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sermek, insanların dikkatlerinin bu yönde açılmasına neden olacak ve çevrelerini saran bu kapsamlı senaryoyu sahne sahne fark etmelerine yardımcı olacaktır. Bu amaçla, ilerleyen sayfalarda evrimci telkinlerin ana kuralları ve yöntemleri çeşitli örnekleriyle birlikte aktarılacaktır.

1. Yöntem: Evrimi Savunan Bilim Adamlarını Çok Önemli Bilgilere Sahip, Sözde İnsanüstü Varlıklar Olarak Gösterirler

Darwinistlerin yöntemleri arasında "evrimci bilim adamlarının diğer insanlardan çok üstün olduğu" telkini önemli bir yer tutmaktadır. Bu kişiler çok büyük yeteneklere sahip, sezgileri çok güçlü, olayları diğer insanlara göre daha akılcı ve üstün bir bakış açısıyla değerlendirebilen kişiler gibi tanıtılırlar. Bu üstünlüğün hissettirilmesi, Darwinist büyü açısından son derece önemlidir. Çünkü insanların genel psikolojisinde, kendilerinden üstün gördükleri kişilerden etkilenme özelliği vardır.
bilim adamı, fosil bilimci
Fosillere bakarak bir kemik hakkında bilgiler vermek her fosil bilimcisinin yapabildiği bir işlemdir. Ancak evrimciler bu olağan bilimsel işlemi yaparken kendilerine tılsımlı, anlaşılmaz bir iş yapıyormuş havası verirler.
Nasıl bazı toplumlarda büyücülerin gizli güçleri olduğuna, onların sözde insanüstü varlıklar olduklarına inanılıyorsa, günümüz toplumlarında da Darwinist bilim adamlarının erişilmez kişiler olduklarına inanılır. Örneğin fosil kalıntılarına bakarak, bir kemiğin hangi çağa ve hangi canlıya ait olduğunu söyleyebilmek diğer insanların gözünde çok büyük bir yetenektir. Bu yeteneğe sahip olan insanların savundukları "teori"lerin de her zaman tutarlı ve doğru olacağına dair yanlış bir inanç hakimdir. Bu yüzden evrimci bilim adamlarının yazdıkları her cümle, söyledikleri her kelime insanlar üzerinde adeta tılsımlı bir etki oluşturur. Bu etki nedeniyle birçok insan hayatın kökenine dair bilimsel gerçekler üzerinde düşünmeye, gerçekleri araştırmaya girişmez. Çünkü evrimci bilim adamlarının gerekli bilgileri verdiğini ve onların söylediklerinin de mutlaka doğru olduğunu düşünür. Bundan dolayı, "Ben kimim de onların söylediklerini araştıracağım.", "Benim onları anlamam için daha uzun yıllar okuyup, öğrenmem gerekir." gibi yanlış mantıklarla hareket eder. Adeta "insanüstü" gördüğü bu kişileri garip bir hayranlıkla dinler, söylediklerini anlamasa da yaşadığı "büyüyü" hiç bozmadan, anlıyormuş gibi dinlemeye devam eder. Darwinizm'in yanlışlığını fark eden birçok kişi ise, bu karanlık etki yoluyla daha en başından pasifize edilmek istenir. Söz konusu kişilere, ne yaparlarsa yapsınlar bu insanüstü varlıkların bilgi seviyesine asla ulaşamayacaklarına dair çok ciddi bir telkin yapılır. Evrim taraftarları, Darwinist teorinin çelişkilerini ve yanlışlıklarını ortaya koymakla hiçbir sonuca ulaşılamayacağını anlatarak, bu yönde çalışan insanları yıldırmaya çalışırlar.

Ülkemizde de, bazı bilim çevrelerinde bu etki çok yoğun olarak görülmektedir. Ülkemizdeki bazı Darwinistler de, yabancı profesörleri ve tarih boyunca evrim teorisi üzerinde çalışma yapan tüm bilim adamlarını kendilerince insanüstü varlıklar olarak algılarlar. Onlar bu sözde "insanüstü" bilim adamlarının düzenledikleri konferansların sadece çok az bir bölümünü anlamayı bile kendileri için çok büyük bir başarı olarak görürler. O anlaşılmazlık ve karmaşıklık içinde birkaç paragrafı anlayabilme gücünü gösterebilirlerse, bundan dolayı gurur duyarlar. Anlayabildikleri bu birkaç paragraf hakkında tartışmalara girer, yazılar yazar, konuşmalar yaparlar.
fosil, profesörler
Türkiye'deki bazı Darwinistlerin başka bir yanlış inancı da; garip bir hayranlık duydukları bu profesörlerin ellerinde insanın evrimi, fosiller, mutasyonlar, doğal seleksiyon gibi evrime delil sandıkları pek çok konuyla ilgili binlerce delil ve bilgi bulunduğudur. Bu kişiler evrimci bilim adamlarının ellerindeki tüm delilleri ortaya çıkarmamalarının nedeninin ise, halkın bu bilimsel gerçekleri anlamasının mümkün olmaması olduğunu düşünürler. Kamuoyuna sunulan birkaç delilin de halkın anlayabileceği düzeydeki basit örnekler olduğunu zannederler. Oysa gerçekler hiç de böyle değildir. Bilimsel gelişmelerle ortaya çıkan gerçek, saygın bilim adamı olarak takdim edilen bu kişilerin ellerinde, teorilerini savunabilecekleri bir avuç sahte delilin ve yanılgının dışında hiçbir delil olmadığıdır. Bu sahte delillerin geçersizliği ise bilimsel araştırmalarla yüzlerce kez gözler önüne serilmiştir. (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya; Evrim Aldatmacası, Harun Yahya) Sonuç olarak sözde çok üstün varlıklar olarak algılanan evrimci bilim adamları aslında, ellerindeki birkaç sahte delille ve sınırsız varsayımla, tamamen hayal ürünü bir senaryoyu savunmaya çalışan insanlardır. Bu açıdan bakıldığında, bu insanların bilgisi, zeka seviyesi, eğitimi önemini yitirmektedir. Çünkü bu insanlar belki çok şey bilmektedirler ama bu bilgilerden doğru sonuçlar çıkartamamakta, gerçekleri görememektedirler. Allah Kuran'da sahip olduğu bilgilerle yoldan çıkan ve apaçık gerçekleri göremeyen insanlardan şöyle bahsetmiştir.
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz? Dediler ki: "(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar. (Casiye Suresi, 23-24)
Yukarıdaki ayetlerde Allah, sahip oldukları ilme rağmen Allah'ın varlığını ve ahiret gerçeğini kavrayamayan, kendilerince bu dünya dışında bir hayat olmadığını iddia eden insanların durumunu bildirmiştir. İşte evrimciler de tıpkı bu kişiler gibi sahip oldukları bilgilerle bazı zanlara kapılmakta ve gerçeklerden uzaklaşmaktadırlar. İçinde bulundukları büyünün etkisiyle, ayetlerde söz edilen kişiler gibi adeta duyamaz, göremez ve kavrayamaz hale gelmektedirler.

Darwinistlerin Hayal Kırıklığı

Evrim teorisini savunanların Charles Darwin'e ve evrimci bilim adamlarına karşı duydukları garip hayranlık, yukarıda söz ettiğimiz telkinin çok önemli bir sonucudur. Bu nedenle de Darwin hakkında yazılan tüm yazılarda evrim teorisinin bilimsel hezimeti gizlenir, Darwin'in hataları hasıraltı edilmeye çalışılır. Darwin, sık sık yüzyılın –hatta bin yılın- dehası gibi anlatılır ve övülür. "Türlerin Efendisi", "eşsiz insan", "değerli bilim adamı" gibi gerçek dışı sıfatlarla çağrılıp, teorisini tüm zorluklara karşı büyük bir sadakatle savunan üstün bir bilim adamı olarak tanıtılır.

Oysa Darwin, bilim tarihindeki en büyük yanılgılardan birinin mimarıdır. Hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmayan teorisi, kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir "mantık yürütme"dir. Hatta Darwin'in kendisinin de Türlerin Kökeni isimli kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori birçok önemli soru karşısında çaresiz kalmıştır. Nitekim kendisi teorisini içinde bulunduğu çıkmazları pek çok kez dile getirmiştir. (Detaylı bilgi için bkz. Evrimcilerin İtirafları, Harun Yahya) Bu ifadelerinden birkaçı şöyledir:
Okur yapıtımın (Türlerin Kökeni) bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir.36 
Görüşlerimin, sayısız miktarda zorluklarla dolu olduğunu göremeyecek kadar kör olduğumu sanma…37
Yukarıdaki ifadelerinden açıkça anlaşıldığı gibi Darwin, teorisinin büyük bir çıkmazda olduğunun farkındaydı.
 
 türlerin kökeni, charles darwinCharles Darwin "Türlerin Kökeni" adlı kitabında evrim teorisinin çıkmazlarına bir bölüm ayırmıştır. "Teorinin Güçlükleri" adlı bu bölümde evrimin ne denli çürük bir mantık üzerine kurulduğunu anlatmaktadır.

Gerçekten de insanlık tarihinin en önemli birkaç eserinden biri olarak lanse edilmek istenen Türlerin Kökeni isimli kitapta, evrime dair herhangi somut bir bilimsel delil arayanlar çok büyük bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Çünkü bu araştırmalarından elleri boş döneceklerdir. Türlerin Kökeni'nin hiçbir yerinde evrim teorisini destekleyecek somut bir delile yer verilmemiştir. Bu kitapta doğal seleksiyon ile türediği bilinen hiçbir yeni tür adı belirtilmemiş, hiçbir ara geçiş formu gösterilmemiş, hiçbir evrim mekanizması belgelenmemiştir. Aslında tüm kitapta dikkati çeken nokta, tamamen spekülasyon, olasılık, hayal gücü, sanı ve varsayımlar üzerine kurulmuş olmasıdır.

Böyle bir kitabın, insanların yaşamlarında, bilim ve fikir alanında bu kadar büyük bir etki oluşturmuş olması bu nedenle çok büyük bir yanılgıdır. Pek çok bilim adamı bu yanılgı karşısındaki şaşkınlığını açıkça dile getirmektedir. Örneğin, Amerikalı fizikçi Lipson, Darwin'in Türlerin Kökeni kitabını okuduğundaki fikirlerini şöyle ifade etmiştir:
Türlerin Kökeni'ni ilk okuduğumda Darwin'in genelde sunulan tablonun aksine, kendisinden pek de emin olmadığını fark etmiştim. "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölüm, örneğin, çok belirgin bir güvensizlik yansıtmaktadır. Bir fizikçi olarak, gözün nasıl ortaya çıkmış olabileceği yönündeki yorumları karşısında şaşkınlığa düştüm.38
Ne var ki, Darwin'in ve ortaya attığı teorinin bilimsel yönden yetersizlikleri son derece açık olmasına rağmen, Darwinist büyünün etkisi nedeniyle en zeki insanlar bile bu gerçekleri gözardı edebilmektedirler.

2. Yöntem: Evrim Teorisine İnananları Sözde Saygın Birer Bilim Adamı, İnanmayanları ise Kendilerince Tutucu İnsanlar Gibi Gösterirler

Darwinizm'i savunanların kullandıkları bir başka yöntem de kendilerini son derece geniş bir bilgi birikimine sahip, çok zeki, akıllı, modern ve çağdaş kişiler olarak tanıtıp, yaratılışa inananları ise kendilerince gerici, bağnaz ve tutucu kişiler olarak göstermeleridir. Bu çarpık mantığa evrimci yayın organlarında ve kitaplarda çok sık rastlamak mümkündür.
heny morris, profesör
the long war against god, kitap
Henry Morris ve "The Long War Against God" adlı kitabı
Evrim teorisinin artık herkes tarafından kabul edilen bilimsel bir gerçek, kanıtlanmış bir kanun olduğu ve buna benzer birçok ifade, hiçbir somut delil gösterilmeden her ortamda tekrarlanır. Hal böyleyken evrimi reddetmek ise söz konusu çevreler tarafından, reddedenleri küçük düşüren, bilgisizliklerini gösteren bir davranış olarak lanse edilir. Henry Morris evrimcilerin yaratılışı savunan saygın bilim adamlarına bakış açılarını şu şekilde ifade eder:
Çoğu modern psikolog ve filozof evrime o kadar sadıklar ki, yaratılışı savunmayı zihinsel bir bozukluk olarak kabul ediyorlar. Herhangi bir dini inanış şekli birçok evrimci tarafından sağlıksızlık ve insanların geliştiklerini iddia ettikleri hayvan topluluklarındaki sosyolojik baskıların bir izi olarak görülüyor.39 
Oysa, yaratılış gerçeğini gösteren apaçık yüzlerce bilimsel delile rağmen, canlılığın kör tesadüfler eseri meydana geldiği yanılgısında ısrar etmenin bir tür kavrama ve anlama bozukluğundan kaynaklandığı bellidir. Allah'ın herşeyi yoktan var ettiği gerçeğini görmek ise açık bir şuurun, aklın, sağlıklı bir muhakemenin doğal sonucudur. Bu ifadelerde de açıklandığı gibi, kendi yanılgılarını bilimsel bir havada insanlara sunan evrimciler, yaratılış gerçeğini gözler önüne seren bilim adamlarını dogmatik olmakla suçlarlar. Oysa bu noktada kendileri tam anlamıyla dogmatik bir tutum sergilerler. Yaratılışı savunan bilim adamlarının gözler önüne serdikleri tüm bilimsel gerçekleri, yaratılış delillerini görmezlikten gelirler. Teorilerine olan körü körüne bağlılıkları nedeniyle karşılarındaki kişilerin sundukları somut delillerle hiç ilgilenmez, her ne olursa olsun evrim fikrini savunmaya çalışırlar.

Bu konuda evrimcilerin kendi ifadelerinden bir örnek verebiliriz. Evrimci bilim adamlarından Robert Shapiro, Origins: Skeptic's Guide to Creation of Life on Earth (Kökenler: Bir Şüphecinin Dünyada Hayatın Yaratılışı ile İlgili Kılavuzu) isimli kitabında, evrim teorisine olan dogmatik bağlılığını şöyle ifade etmiştir:
Gelecekte bir gün bütün mantıklı kimyasal deneyler hayatın muhtemel kökeninin tamamıyla hatalı olduğunu gösterebilir. Dahası, yeni jeolojik kanıtlar dünya üzerinde ani bir hayat oluşumunu gösterebilir. Son olarak tüm kainatı keşfedip başka bir yerde bir hayat izine veya hayata neden olabilecek bir sürece rastlamayabiliriz. Böyle bir durumda birtakım bilim adamları cevap için dine başvurabilirler. Ancak benim de dahil olduğum diğerleri, elde olan daha az muhtemel bilimsel açıklamaları, kalanlardan daha mümkün olan bir tanesini seçebilmek amacıyla ayıklamaya çalışacaklardır.40
Shapiro'nun yukarıdaki sözleriyle ne demek istediği son derece açıktır. Gerek Shapiro'nun gerekse onun gibi birçok evrimcinin, Darwinizm'e adeta büyülenmişçesine bir bağlılık içinde olması, onları inkara sürüklemektedir. Aslında bu ifadelerle kastedilen, "Her ne delil görürsek görelim, yaratılışa inanmayız" saplantısıdır. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, bu mantık yalnızca günümüz evrimcilerine ait değildir. Geçmişte de aynı dogmatik yaklaşıma sahip insanlar olmuştur. Allah, kendilerini inkar için şartlandırmış olan bu gibi insanlar hakkında Kuran'da önemli bilgiler verir. Örneğin, kendilerine gösterdiği pek çok mucize karşısında Hz. Musa'ya "...Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz..." (Araf Suresi, 132) diyen kişiler de aslında aynı bakış açısına sahiplerdi.

Bu insanlar Hz. Musa'yı, ona iftira ederek, kendilerini büyülemek istemekle suçluyorlardı ama aslında kendileri inkarcı bir büyünün etkisindeydiler ve bunun farkında değillerdi. Günümüzde de aynı mantığı taşıyan insanlar inkarı kendine temel edinmiş Darwinist büyünün etkisindedirler ama kendi durumlarını fark edememektedirler. İşte bu yüzden yaratılışı savunan insanları -geçmişteki inkarcılar gibi- kendilerince dogmatik olmakla suçlamaktadırlar.

"Çoğunluk" Yanılgısı

Yukarıda anlattıklarımızın yanı sıra evrimciler, insanların çoğunluğunun evrime inandıkları ve hayatın kökeninde evrimin rol oynadığını savundukları yalanlarıyla ortaya çıkarlar. Çevrelerindeki insanlara daima çoğunluk oldukları ve çoğunluğun da her zaman doğru olanı seçeceği yönünde telkinlerde bulunurlar. "Herkes evrime inanıyor, sen neden inanmıyorsun?" gibi sözlerle insanlar üzerinde psikolojik baskı uygulamaya çalışırlar.

Evrimcilerin bu konudaki telkin yöntemleri ve bu yöntemin yanlışlığı, Türkiye'deki evrimci bir düşünür tarafından da kabul edilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi'nden Felsefe Profesörü Arda Denkel, evrimcilerin sürekli olarak "Evrimi bu kadar insan kabul ediyor, dolayısıyla teori elbette doğrudur" diye telkin yaptıklarını, ama bunun bilimsel olarak bir şey ifade etmediğini Cumhuriyet gazetesinin Bilim ve Teknik adlı ekinde yayınlanan bir makalesinde şöyle anlatmaktadır:
Evrim kuramını, cok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram?... "Ülkemizde de Evrim Kuramı, bütün önde gelen bilim insanları, TUBA ve TUBİTAK başkanları, rektörler ve dekanlar tarafından desteklenmektedir". Böylesine saygın kişiliklerin desteği tabii ki çok iyidir. Ancak doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetke sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı (neyse ki onlar arasında kadınlar yoktu ve yapılan hatalara kadınlar karışmadılar!) tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve basat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir. 41
Arda Denkel ayrıca Türkiye'deki evrimcilerin üstteki telkinlere başvurmalarına rağmen Darwinizm adına somut bir bilimsel delil ortaya koyamadıklarını, buna karşılık Türkiye'de Darwinizm'i eleştiren en etkin kuruluş olan Bilim Araştırma Vakfı'nın son derece somut bilimsel deliller gösterdiğini belirterek şöyle yazmıştır:
Bilim insanları grubu (evrimciler), yukarıda eleştirdiğim türden "gerekçeleri" vurgularken, "Ayrıca", diye ekleyiveriyorlar, "dünyadaki birçok bilim insanı ve kuruluşu, Yaratılışçıların safsatalarını çürüten binlerce makale ve kitap yayımlamışlardır". Tepeden inme biçimde söylenen bu sözlerle ciddi bir sonuç alınabilir mi? Oysa kanımca işin kalbi tam da burada atıyor. Bilimsel tutum, öne sürülen şeyi göstermek ya da o "binlerce makale ve kitaptan" en az birkaç argümanı, veriyi, okurun gözü önüne serip anlatmak ya da özetlemek olurdu. Bilim insanları grubu böyle yapmıyor. Buna karşılık Bilim Araştırma Vakfı yazarları, dağıttıkları bildirilerde kendi açılarından sürekli olarak eleştirel gerekçeler ortaya koymaktalar. Grup üyelerinin manifesto yayımlamaklabilimsellik açısından B.A.V.'cıların gerisine düştüklerini söyleyenler çıksaydı, böyle bir şeyi nasıl yadsıyabilirdim, bilmiyorum... Konuya hakim kimi bilimciler B.A.V. yazarlarınca ileri sürülen gerekçeleri bir bir çürütmedikçe ve bu kimselere karşı bilimsel yanıtlar vermedikçe, öyle otoritelere başvurmak ya da vatan-millet- sakarya edebiyatıyla bu konuda bir sonuç alınabileceğini ummak, tam tamına hayal görmektir. 42
Evrim teorisine inanan ve bu teoriyi savunan bir bilim adamı olan Prof. Arda Denkel'in yazdığı bu satırlar, Darwinistlerin sadece içi boş propaganda telkinlerine dayandıklarının, Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan delillere karşı ise hiçbir bilimsel cevap veremediklerinin bir itirafı niteliğindedir. Evrimcilerin en büyük dayanağı, "Darwinizm tüm bilim dünyası tarafından kabul ediliyor" şeklindeki basma kalıp telkinlerdir.
gazete, cumhuriyet
gazete, cumhuriyet
gazete, cumhuriyet
arda denkel, cumhuriyet yazar
Evrimci bir bilim adamı olan Arda Denkel, Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi'ndeki bir makalesinde (yanda) evrimcilerin yaptıkları telkinlerin bilimsel olarak bir şey ifade etmeyeceğini anlatmıştır.
Kaldı ki bugün evrim teorisi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" değildir. Bilime objektif bir bakış açısıyla yaklaşan insanlar, özellikle son 20-30 senedir evrim teorisini reddeden sayısız bilim adamının görüşlerini de göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Bunları görmezlikten gelmeye çalışmak, objektiflikten uzaklaşmak olur. Bugün –geçmişte olduğu gibi- dünya üzerinde yaratılış gerçeğini görerek evrimci büyüden kurtulan pek çok bilim adamı ve bu kişilerin evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Bu insanlar ne felsefeci, ne de din adamıdır. Hepsi Amerika, İngiltere, İsrail, Avustralya gibi ülkelerden biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman, yıllarını bu konuya sarf etmiş, kariyer sahibi akademisyenlerdir (Ayrıntılı bilgi için bkz. Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya). Evrimi savunanlar bilim dünyasının geneli değil, yalnızca bazı bilim adamlarıdır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir: Çoğunluğu oluşturmanın da herhangi bir değeri yoktur. Ve evrimcilerin "çoğunluk telkini" yalnızca onlara has bir tutum değildir. Tarih boyunca Allah'ın üstün yaratışını inkar etmek isteyen pek çok insan "çoğunluğu" temsil ettiği için haklı olduğunu sanmıştır. "Bak, herkes dini inkar ediyor, bu kadar çok insan yanılıyor mu?" gibi batıl telkinlerle insanları Allah'ın çağırdığı yoldan çevirmeye çalışmıştır. Allah, bu tür insanlara karşı iman eden kullarını uyarmakta ve çoğunluğa uymanın yalnızca zarara sürükleyeceğine şöyle bildirmektedir:

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (En'am Suresi, 116)
Allah başka ayetlerinde ise, geçmişte de birçok kavmin kendilerine gelen uyarıları göz ardı ettiğini, çoğunlukta olduklarını iddia ettiğini, ancak bu çokluğun bir değeri olmadığını haber vermiştir. Kurtuluş bulanların ise, iman edenler olduğunu haber vermiştir:
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Bizim Katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi, 34-37)

3.Yöntem: Ağır Bilimsel Terimler ve Halk Açısından Anlaşılmaz Kavramlarla İnsanlar Üzerinde Bir Etki Yaratmaya Çalışırlar

Darwinizm'i savunan kişilerin insanları ikna ederken güç aldıkları en önemli dayanak noktalarından biri de "anlaşılmaz olma" taktiğidir. Kullandıkları halka hitap etmeyen bilimsel tanım ve terimlerde, Latince isimlerde, anlaşılmaz üsluplarda, kafa karıştıran mantıklarda, nereye bağlanacağı anlaşılmayan tuhaf örneklerde ve daha pek çok demagojik anlatımda, büyü yöntemlerinden biri olan "anlaşılmazlık" ilkesi gizlidir.

Pek çok insan tarafından anlaşılmaz bulunan kelimelerin arka arkaya dizilmesiyle oluşturulan konuşmalar ve yazılar, aynı bir büyücünün büyü sırasında kullandığı garip, tılsımlı sözcükler gibi insanlar üzerinde esrarengiz bir etki oluşturur. Bu anlaşılmazlık adeta o konuşmayı yapan kişinin sözde engin bilgisinin, üstün ilminin, gücünün ve erdeminin bir göstergesi olarak kabul edilir. Ne kadar çok tılsımlı ve anlaşılmaz sözcük kullanılırsa bu etki o derecede artar. En anlaşılmaz konuşan da, bu büyüye kapılan çoğu insan tarafından en saygın bilim adamı ilan edilir.

Evrimcilerin, özellikle zaman zaman makalelerinin başlıklarında kullandıkları bu kuralı, birçok insanın daha en başından "Biz zaten böyle üstün bir ilmi anlayamayız" demelerine neden olmaktadır. Evrimcilerin kullandıkları bu makale başlıklarından birkaçını şöyle örneklendirebiliriz:
  • "RNA Dünyasında Alternatif Esaslar: Urazol ve Ribozidlerin Sentezi"
  • "Polimerizasyona Engel Olarak Nükleotid Analoglarının Devinimi"
  • "Dengelenmemiş Trans-versiyon Modelinin Tüm Lineer Sabitlerinin Derivasyonu…"
Yukarıda başlıklarını verdiğimiz konuların her biri elbette bilimsel olarak incelenmesi gereken, ciddi konulardır. Bu şekilde ifade edilmeleri de yeri geldiğinde son derece doğal olabilir. Ancak bu konuları bu kelimelerle incelemeleri, evrimcilerin karşı karşıya oldukları sorunları çözmez. Çünkü evrimcilerin öncelikle açıklamaları gereken ve evrimin önünde duran çok temel sorular vardır. Ve onlar daha bu temel sorulara dahi bir yanıt verememektedirler.

Evrimcilerin öncelikle ilk canlının ve hücrenin nasıl oluştuğu, hücre içindeki muazzam sistemlerin ne şekilde meydana geldiği, hayali sudan karaya geçiş sürecinin nasıl olup da işlediği gibi soruları cevaplamalıdırlar. Veya insanın sözde evrim sürecinin delillerinin neler olduğu, hayvanlardaki olağanüstü akıl örneklerinin kökeni, canlılardaki fedakarlık gibi bilinçli davranışların kaynağı benzeri konulara açıklık getirmelidirler. Bunların yanı sıra DNA ya da göz ve kanat gibi kompleks organların, her hücrenin kusursuzca başarabildiği protein sentezi ve kanın pıhtılaşması gibi kompleks sistemlerin, onların iddia ettikleri gibi nasıl olup da aşamalı bir şekilde oluştukları gibi konuları somut delillerle ele almalıdırlar. Oysa hiçbir evrimci çıkıp da canlılığın oluşumu ile ilgili olan bu en temel konulara açık, net ve somut delillere dayanan açıklamalar getiremez. Konferanslarına, kitaplarına, makalelerine bakıldığında evrimcilerin bu tip bir konuyu anlatmak durumunda kaldıklarında sayısız bilimsel terimin, Latince kelimenin ve halk açısından anlaşılmaz cümlelerin arkasına saklanarak dikkati dağıtmaya çalıştıkları görülür.

Bu açıdan bakıldığında, evrim teorisinin somut bilgilere dayanmayan boş söz, ilginç çıkarım, tahmin ve esinlenmelerle dolu, uzun felsefi açıklamalara dayanan, kelime tekrarlarıyla düşünmeyi engelleyen bir söz oyunundan başka birşey olmadığı anlaşılabilir. Yukarıda birkaçını verdiğimiz makale başlıkları da, bu anlaşılmazlık üzerine kurulu söz oyununun örneklerindendir.

Evrimciler bu yollarla hedeflerine ulaşabileceklerini zannederler. Birşeyler anlatmış havasını verdiklerini düşünerek, alabildiğine bilimsel bir üslup kullandıkları kanaatine varırlar. Oysa açıkçası evrimcilerin yaptıkları sadece halkın genelinin bilimsel konulara uzak olmasından istifade etmektir. Bu konuya biraz daha netlik getirmek açısından şöyle bir örnek verebiliriz. Kendisi de evrim teorisinin savunucularından olan George Stavropoulos, American Scientist dergisinde şöyle bir açıklama yapmıştır:
Normal şartlarda, Termodinamiğin İkinci Kanunu doğrultusunda, hiçbir kompleks organik molekül hiçbir zaman kendi kendine oluşamaz, tersine parçalanır. Gerçekte, bir şey ne kadar kompleks olursa o kadar kararsızdır ve kesin olarak eninde sonunda parçalanır, dağılır. Fotosentez, bütün yaşamsal süreçler ve yaşamın kendisi, karmaşık veya kasıtlı olarak karmaşıklaştırılmış açıklamalara rağmen, halen termodinamik ya da bir başka kesin bilim dalı vasıtasıyla anlaşılamamıştır.43 
insan türü, kitap
insan türü, kitap
insan türü, kitap
Evrimci bir bilim adamı olan Arda Denkel, Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi'ndeki bir makalesinde (yanda) evrimcilerin yaptıkları telkinlerin bilimsel olarak bir şey ifade etmeyeceğini anlatmıştır.
Yukarıdaki sözlerinde görüldüğü gibi Stavropoulos, evrimci bilim adamları tarafından çeşitli konularda yapılan açıklamaları "karmaşık veya kasıtlı olarak karmaşıklaştırılmış açıklamalar" olarak nitelendirmektedir. Ayrıca bütün bu açıklamalara rağmen yaşamla ilgili süreçleri aydınlatan bir bilim dalının var olmadığını da açıkça itiraf etmektedir.

Kuşkusuz Darwinistlerin bu oyunlarının açığa çıkarılması, konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan pek çok insan için bu tür taktiklerin deşifre edilmesi son derece önemlidir. İşte bu nedenle de evrimcilerin telkin yöntemlerinin farkında olan kişilere çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilmesi, bilim dünyasının önünü tıkayan tüm yalanların, sahtekarlıkların da ortadan kalkmasının yolunu açacaktır.

4. Yöntem: Darwinizm Büyüsünü Bozmamak İçin, Kendilerini Eleştiren Hiçbir Şeyi Okumak İstemez ve Tabilerine de Okutmazlar

Darwinizm'in karanlık büyüsüne kapılanlar, bu etkinin hiçbir şekilde bozulmasını istemezler. Bu nedenle de Darwinizm'i eleştiren kitapları, yazıları ve bilimsel eserleri mümkün olduğunca okumazlar, bunları okumanın ve araştırmanın son derece zararlı olduğunu düşünürler.
Bu korkuları nedeniyle de inançları aleyhinde kitaplar çıkması, faaliyetler yapılması onları endişelendirir. Bu yöndeki her haber onlarda büyük bir sıkıntı meydana getirir. Darwinizm'in çöküşünü sergileyen kitapların dağıtım haberi onlar için olabilecek en kötü haberdir. Çünkü bu, söz konusu kitapların insanların eline geçmesi ve okunması anlamına gelmektedir. Darwinizm büyüsünü korumaya çalışanların en büyük korkuları da budur. İnsanların karşıt fikirleri okuması, düşünüp değerlendirmesi ve bu değerlendirmeler sonucunda gerçeklere ulaşması…
 
insan türünün kökeni ve gelişimi, kitap
insan nasıl insan oldu, kitap
insan, yapısı ve yaşamı,kitap
insanlığın kaynağı ve ilk medeniyetler, kitap
Darwinist yöntemlere göre bir konuya bilimsel görünüm vermenin ilk şartı "soğukluk"tur. Bu nedenle evrimciler tüm kitaplarında, son derece ağır, iç karartıcı ve soğuk bir hava yaratmaya çalışırlar. Kitaplarının kapaklarındaki, iç düzenindeki, yazılarındaki görünümü özellikle okumayı ve anlamayı zorlaştırıcı şekilde düzenlerler. Kitapların içlerinde kullandıkları resimler de genellikle anlaşılmaz çizimler, silik resimler, ilk bakıldığında hiçbir anlam taşımayan soyut şekiller, ne olduğu anlaşılmayan kemik ve taş parçalarından oluşur. Eserlerinde karmaşık grafik ve sayısal hesapların bolca yer almasının ise ilmi görüntüyü daha da geliştirdiğine inanırlar. Ve bu yolla "Evrim son derece bilimseldir" ama "İnsanlar bilgi eksikliği nedeniyle bunu anlayamaz" telkinlerini tam olarak verdiklerini düşünürler.


Bu korkuları nedeniyle, kendileri okumadıkları gibi tabilerine de bu tip eserleri hiçbir şekilde okutmazlar. Hatta konferanslarında, kitaplarında ve konuşmalarında verdikleri en önemli mesaj "onları sakın okumayın!" mesajıdır. Çünkü kendilerinden çok, diğer Darwinistlerin inançlarını kaybetmelerinden korkarlar. Özellikle de gençlerin Darwinizm'in bir sahtekarlık olduğunu anlamalarından şiddetle rahatsızlık duyarlar. Gençleri teorilerinin gelecekteki koruyucuları olarak düşünürler. Onların evrim konusunda aldıkları telkini hiçbir şekilde kaybetmemelerini, geleceklerinin teminatı olarak görürler. Bu nedenle de onları kendilerince sözde zararlı etkenlerden –yani yaratılış gerçeğini anlatan kişilerden- korumak için dış dünyadan soyutlamaya gayret ederler.
 
kalıtım, evrim
kalıtım, evrim
kalıtım, evrim
Evrimi savunan kitapların ortak özelliği soğuk görünümlü ve anlaşılmaz içerikli olmalarıdır. Bundaki amaç kitaplara ilmi bir görünüm kazandırmaktır. Karmaşık grafikler ve anlaşılması güç sayısal hesaplar ise bu ilmi havayı artırmak için kullanılır.
Bu yolda ilk yaptıkları faaliyetlerden biri ise gençleri kendi düzenledikleri kurslarda veya kamplarda biraraya toplayıp, çok yoğun bir telkin uygulamaktır. Yemek yerken, spor yaparken, kitap okurken, sohbet ederken anlaşılmaz sözler, anlatımlar, tasvirler ve karmaşık kelimelerle bu eğitime devam ederler. İnsanları sık sık biraraya toplamalarının bir nedeni de "Darwinist trans"ın bozulmamasının ancak sürekli gözetim altında tutularak, telkin yapılarak sağlanacağını düşünmeleridir. Kısa bir sürelik ara bile gençlerin kafalarına bazı şüphelerin -evrim teorisinin bir safsata olduğu gerçeğiyle ilgili- gelmesine neden olabilir.

Gençlerin evrimin bilimsel açıdan geçersizliği ve yaratılış gerçeği konusundaki çalışmaları okumalarına engel olma nedenleri de işte bu korkulardır: Transın bozulması, büyünün etkisini yitirmesi, evrim teorisi hakkında şüphelerin oluşması… Bu şüpheleri ortadan kaldırmak için yaptıkları yegane şey ise abartılı ifadelerle evrimin sözde ne kadar "ulu" bir güç olduğunu anlatmaktır. Evrimsel hümanizm akımının öncülerinden Fransız evrimci Teilhard de Chardin'in aşağıdaki sözleri, evrimcilerin bu tarz anlatımları açısından açık bir örnektir:
Evrim bir hipotez midir? Hayır, o bunların hepsinden öte bir şeydir. Evrim, kendisinden kuşku duyulmayan yegane ilkedir ki, tüm teoriler, tüm sistemler, tüm hipotezler, ciddiye alınabilir ve doğru olabilmek için ona dayanmak zorundadırlar. Evrim, tüm gerçekleri aydınlatan bir ışık, tüm çizgilerin kendisinden çıkması gereken ana çizgidir. İşte, evrim budur.44 
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi Chardin-bilimsel deliller aksini söylese de- evrime olan körü körüne bağlılığını dile getirmektedir. Ve bu batıl inancını da kesin bir üslupla ifade etmektedir. İşte bu, genel olarak tüm evrimcilerin kullandıkları bir taktiktir. Taraftarlarının başka fikirleri okuma ve onlardan etkilenme ihtimaline karşı evrimciler daima çok emin ve keskin bir üslup kullanırlar. Eğer evrimin bilimsel ve akli delillerle çürütüldüğü bir yayın okurlarsa, tabileri evrimden vazgeçmesinler diye önceden tedbir alır ve "evrimin delili olmasa bile evrim gerçekleşmiştir" gibi çelişkili mantıklarla telkinde bulunurlar.
Bu körü körüne bağlılığı Bilim Ütopya dergisinin sadık yazarlarından evrimci Ümit Sayın, "Varsayalım ki, henüz hiçbir fosil bulamadık; bu tüm canlıların kaybolduğunu, doğaya karıştığını gösterir" ya da "Diyelim ki tüm fosiller fos çıktı! Bu bile evrim kuramını çökertmez…"45 sözleriyle ifade etmiştir. Böylece herhangi bir taraftarın, evrimin bilimsel olarak geçersizliğini açıklayan herhangi bir eserden etkilenmesine karşı kendince önlem almış ve büyünün kaybolmasını engellemeye çalışmıştır.

5. Yöntem: Evrimciler, Darwinizm Büyüsünün Bozulmaması İçin Taraftarlarının Düşünmelerini Engellerler

Darwinizm'i savunanların en büyük amaçları taraftarlarının düşünmelerini engellemektir. Çünkü bir insanın vicdanını kullanarak eldeki bilimsel bulgular üzerinde çok kısa bir süre düşünmesi dahi bu teorinin geçersizliğini anlaması için yeterlidir. Bu nedenle de insanların düşünmelerine engel olacak şekilde, hiç nefes aldırmadan, adeta bir bombardıman gibi bu büyünün propagandası yapılır. Bunun için hiç ara verilmeden her türlü imkan sonuna kadar kullanılır. Reklamlardan, sinema filmlerine, müzik kliplerinden şarkı sözlerine, çizgi filmlere, kitaplara, makalelere kadar her türlü fırsat bu büyünün bozulmaması için kullanılır. Amaç insanların bazı kelimeleri ve cümle kalıplarını ezbere bilmeleri ve görüntülere aşina olmalarıdır. Hayali maymundan insana geçiş aşamaları, fosil görüntüleri, ilkel insan canlandırmaları hayatımızın her anını kaplamıştır. Gazete ve dergilerde küçük ya da büyük, bir kelime olarak ya da kapsamlı bir şekilde, sürekli bu konu üzerinde durulur. Bu şekilde insanların üzerindeki büyü etkisinin bozulmaması sağlanır.
maymun, insan
Yukarıdaki görüntülere herkes çok aşinadır. Çünkü gazete ve dergilerde sıkça rastlanan maymundan insana evrimleşme tasvirleri evrimcilerin sık kullandıkları taktiklerdendir. Hiçbir gerçekliği olmayan bu gibi resimlerin amacı büyünün etkisinin bozulmamasını sağlamaktır.
Evrimciler, şüpheye düşmenin sonucunun yaratılışa ve dine inanmak anlamına geleceğini çok iyi bildikleri için büyüyü günlük konuşmalarında da devam ettirmeye çalışırlar. Din aleyhindeki fıkraların, sohbetlerin, karikatürlerin, yazıların bir nedeni de işte budur. Din aleyhinde akılsızca yaptıkları alaycı şakaların, hakarete varan ifadelerin altında yatan neden, kişilerde dine karşı olabilecek en küçük bir eğilimin bile ortadan kaldırılması, hayatın kökeni ile ilgili zihinlerde oluşabilecek tüm şüphelerin yok edilmesidir.
Evrimcilerin insanların düşünmelerini engellemeye yönelik girişimleriyle ilgili yakın zamanda ülkemizde gerçekleşmiş olan bir örneği ele alabiliriz. Evrim Aldatmacası isimli kitabımız 1999 yılı içinde Türkiye'nin pek çok iline ve ilçesine ulaştırıldı. Bu kitapta gözler önüne serilen gerçekleri okuyan halkımız, evrimin bir kandırmacadan ibaret olduğunu tüm delilleriyle gördü. Bu gerçek karşısında Türkiye'deki evrimci ve materyalist çevreler yoğun bir panik atmosferi yaşamaya başladılar. Evrim Aldatmacası kitabının, evrimin bilimsel çöküşünü anlatıyor olması onlar için büyük bir tehlikeydi. Ama bu bölümlerin yanısıra özellikle "Maddenin Ardındaki Sır" ismini taşıyan ve herşeyin yalnızca maddeden ibaret olduğunu savunan materyalist felsefeyi kökten yıkan bölüm bu paniğin ana kaynağıydı.

Türkiye'deki evrimci materyalist çevrelerin yaşadıkları bu endişe ve paniği en açık biçimde ifade edenlerden birisi ise, materyalizmi savunmayı görev edinmiş bulunan Bilim ve Ütopya dergisinin yazarı ve aynı zamanda bir öğretim üyesi olan Rennan Pekünlü oldu. Pekünlü, gerek söz konusu dergide yazdığı yazılarda, gerekse söz aldığı birtakım panellerde, Evrim Aldatmacası adlı kitabı kendince bir numaralı "tehlike" olarak gösterdi. Pekünlü'yü en çok endişelendiren konu ise, biraz önce belirttiğimiz gibi kitabın Darwinizm'i geçersiz kılan bölümlerinin de ötesinde, asıl olarak "Maddenin Ardındaki Sır" isimli kısımdı. Okurlarına ve az sayıdaki dinleyenlerine "Sakın kendinizi idealizmin bu telkinlerine kaptırmayın, materyalizme olan sadakatinizi koruyun." mesajları veren Pekünlü, kendisine dayanak olarak Rusya'daki kanlı komünist devriminin lideri Vladimir I. Lenin'i bulmuştu. Lenin'in bir asır önce yazdığıMateryalizm ve Ampiryokritisizm isimli kitabı okumayı herkese öğütleyen Pekünlü'nün yaptığı tek şey ise, yine Lenin'e ait olan "Sakın bu konuyu düşünmeyin, yoksa materyalizmi kaybedersiniz ve kendinizi dine kaptırırsınız" şeklindeki uyarıları tekrarlamak oldu. Pekünlü, yazdığı bir makalede, Lenin'den şu satırları aktarıyordu:
maymunsu insan, taş devri
maymunsu insan, taş devri
Yukarıdaki resimler çeşitli filmlerden alınmış karelerdir. Bunlar da herkesin ezbere bildiği görüntülerdir. Filmlerde kullanılan yarı maymun yarı insan karakterleri de evrimci büyünün bozulmaması için kullanılan klasik yöntemlerdendir.
Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kere yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnostisizm) ve öznelciliğe (subjektivizme) kayacağından, fideizme (dini inanca) karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin; bu da fideizmin istediği şeydir. Parmağını kaptırdın mı, önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duyuları nesnel dünyanın bir görüntüsü olarak değil de, özel bir öğe olarak aldığında, diğer bir deyişle materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme (dini inanca) kaptırırsın. Sonra duyular hiç kimsenin duyuları olur, us hiç kimsenin usu, ruh hiç kimsenin ruhu, istenç hiç kimsenin istenci olur.46 
Bu satırlar, Lenin'in büyük bir korkuyla fark ettiği ve hem kendi kafasından hem de "yoldaş"larının kafalarından silmek istediği gerçeğin, günümüzün evrimci materyalistlerini de aynı biçimde tedirgin ettiğini göstermektedir. Ama Pekünlü ve diğer materyalistler Lenin'den daha da büyük bir tedirginlik içindedirler; çünkü bu gerçeğin bundan 100 yıl öncesine göre çok daha açık, kesin ve güçlü bir biçimde ortaya konduğunun farkındadırlar. Bu konu, tüm dünya tarihinde ilk kez bu kadar karşı konulamaz bir biçimde anlatılmaktadır. Ve materyalist çevrelerin büyük bir çabayla oluşturdukları Darwinist büyü açısından büyük bir tehlike oluşturmaktadır. (Bu konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Evrimcilerin Yanılgıları, Harun Yahya)

6. Yöntem: Evrim Teorisinin Çöküşüyle İlgili Deliller Hakkında Sorulan Soruları İlgisiz Cevaplarla Geçiştirip, Sonra da "Susmadık, Cevaplarını Verdik" Havası Oluştururlar

Evrimi savunan bilim adamlarının bir başka ilginç özellikleri ise hiçbir cevap vermeden, cevap vermiş havasını oluşturabilmeleridir. Cevap veremeyecekleri bir soruyla karşılaştıklarında o kadar uzun ve karmaşık cümleler kullanırlar ki, konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olmayan kişiler "Herhalde o cevap verdi de, biz anlamadık" diyerek kendilerinden kuşku duymaya başlarlar. Çünkü karşılarında "koskoca" bir bilim adamının durduğunu düşünürler. Ve bu kişinin ağzından çıkan kelimeler her ne kadar içi boş olsa da, arka arkaya geldiğinde güzel bir cümle havası yarattığı için söz konusu kişileri etkileyebilir.
Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzünden (zatından) başka herşey helak olucudur. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz.(Kasas Suresi, 88)
Bu konudaki örneklerden bir tanesi evrim teorisini savunan fosil bilimcilerin hiçbir şekilde cevap veremedikleri "ara geçiş form"ları konusudur. Aşağıda bir kitabından alıntı vereceğimiz evrim savunucusu ara geçiş formları konusunun "çok basit" bir cevabı olduğunu vurguladıktan sonra şu garip örneği verir:
Geçişim fosilleri (ana gruplar arasındaki "bağlantılar") dikkat çekici ölçüde az rastlanır fosillerdir çünkü pek çok tür uzun dönemler boyunca aynı kalır. Değişim ortaya çıktığında (yerbilimsel zamana kıyasla) oldukça hızlıdır ve sıklıkla küçük, yalıtılmış nüfuslardan başlar. Çok katlı bir otoparkın zamanla donduğunu düşünün. Çeşitli katlarda büyük araba "nüfusları" bulunacak, ama yokuşlarda birkaç tanesine rastlanacaktır. Arabaların yokuşlarda harcadıkları zaman park edilmiş olarak kaldıkları zamana kıyasla kısadır, ama yine de hepsi yokuşu çıkmıştır.47 
Bu cevaptaki mantıksızlığın nedenlerini kısaca ele alalım. Öncelikle yalnızca günümüzde yeryüzünde yaşamakta olan milyonlarca canlı türü vardır. Evrimcilerin iddialarına göre bu milyonlarca canlının her biri başka canlılardan yavaş aşamalarla meydana gelmiştir. Anlaşılır bir örnek vermek gerekirse bir denizyıldızının bir balığa dönüşmesinin hayali aşamalarını gözden geçirebiliriz. Önce bir denizyıldızı vardır. Ardından bu denizyıldızının iki kolu yüzgeç görünümü almaya başlar. Daha sonra vücudunun diğer kısımlarında da gözle fark edilen değişimler olur. Ve en son aşamada denizyıldızı artık yoktur ve bir balık vardır. Şimdi evrimcilerin hayali iddialarının yukarıdaki örnekle bağlantısına bir bakalım. Elbette bir canlının oluşumundaki bu hayali aşamaların yukarıdaki otopark benzetmesi ile hiçbir ilgisi yoktur. Yani otoparktaki arabalar belki uzun süre park etmiş şekilde beklemektedirler ama evrim geçirdiği iddia edilen canlılar için bekleyecek bir vakit yoktur.
deniz yıldızı, balık
Evrimcilerin hayal güçleri deniz yıldızlarını balıklara çevirebilecek kadar gelişmiştir.
Evrimin iddiasına göre belirli bir süre içinde denizyıldızlarının ve balıkların söz konusu değişimleri geçirmiş olmaları şarttır. Bu da çok sayıda geçiş aşamasının var olması demektir. Dolayısıyla bir otoparktaki gibi sabit türler ve çok ender geçiş aşamaları değil; aksine bugün var olan milyonlarca canlı için milyon x milyon x milyon tane geçiş aşaması olması gereklidir. Ancak ne ilginçtir ki bugün var oldukları iddia edilen bu milyon x milyon x milyon örnekten tek bir tanesi bile bulunamamıştır.

İşte bu noktada karşımıza yukarıdakine benzer örneklerin ne kadar anlamsız olduğu ve aslında bir göz boyamadan ibaret olduğu çıkmaktadır. Aslında evrimciler kendileri de bu tip örneklerin gerçeklerle bağdaşmadığını fark edebilirler ama burada vermek istedikleri mesaj "Susmadık, cevaplarını verdik" iddiasıdır. Ancak bu yolla tabilerinin inançlarını koruyabileceklerini düşünürler.

Evrimciler, yaratılış gerçeğinin birer birer önlerine koyduğu soruları cevaplamak için yukarıdaki örnek benzeri mantıksız öğretiler içeren kurslar, paneller düzenler, yazılar yazarlar. Bu gibi girişimlerle "Büyü bozulmadı, biz aynı şekilde devam ediyoruz" demeye çalışırlar. "Yıkılmadık, ayaktayız" misali anlamlar taşıyan mesajlarını gereken yere ulaştırabilmek için çaresizliklerini ifade eden kitaplar, dergiler çıkarmayı da ihmal etmezler. Bu yayınlar da adeta birbirlerini teselli etme amacıyla çıkarılmış, sadece demagojiden oluşan eserlerdir. Ancak bu yayınların ve çalışmaların hiçbirinde evrimi çürüten temel bilimsel bulgulara bir cevap verilmez. Aynı konular sanki hiç çürütülmemiş, hiçbir karşıt delil sunulmamış gibi tekrar tekrar anlatılır.

Örneğin, evrimin en büyük çıkmazlarından biri yeryüzündeki hayatın ortaya çıkışındaki moleküler aşamadır. Evrim teorisi daha canlılığın moleküler açıdan nasıl başladığını, canlılığın yapıtaşları olan, protein, hücre gibi yapıların nasıl meydana geldiklerini dahi açıklayamazken, son derece tali konuları evrimin önemli bir konusu gibi anlatır. Sözgelimi, Michael J. Behe'nin kitabında yer verdiği gibi, dünyanın en bilinen moleküler biyoloji dergisi JME'de yayınlanan "Moleküler evrim" konulu yazıların yüzde sekseni aminoasit dizilimlerinin kıyaslanmasından oluşur. Bu dizilim karşılaştırmasında iki proteinin tüm aminoasitleri sıralanarak incelenir veya bir DNA üzerindeki nükleotidler karşılaştırılır. Bu karşılaştırmanın moleküler evrimin çıkmazlarını açıklamak açısından hiçbir faydası olmadığını Michael J. Behe şöyle anlatır:
michale behe, profesör
darwinin kara kutusu, kitap
Michael Behe ve kitabı "Darwin's Black Box" (Darwin'in Kara Kutusu)
Nesiller arasındaki ilişkileri ortaya koymak açısından faydalı olmasına rağmen bu dizilimlerin karşılaştırılması, hiçbir şekilde karmaşık bir biyokimyasal sistemin fonksiyonlarını nasıl elde ettiğini açıklayamaz. Bir benzerlik kurmak açısından aynı şirket tarafından üretilen iki ayrı model bilgisayara ait kullanım kılavuzları, birçok benzer kelimelere, cümlelere ve hatta paragraflara sahip olmasına ve ortak bir ataya işaret etmesine rağmen (belki de kullanım kılavuzlarını ortak bir yazar kaleme almıştır), bu kullanım kılavuzlarındaki harflerin dizilimini karşılaştırmak hiçbir zaman bu bilgisayarların bir daktilodan evrimleştiğini göstermeyecektir… Birçok araştırma vardır. Fakat başlangıçta sorulan temel soru hala cevaplanmamıştır: Karmaşık sistemlerin ortaya çıkmasına ne neden olmuştur? Şimdiye dek hiç kimse ayrıntılı ve bilimsel anlamda, mutasyon ve doğal seleksiyonların nasıl karmaşık sistemleri oluşturduğu konusunda bir açıklama yapamamıştır."48
Behe'nin yukarıdaki sözleriyle ifade ettiği gerçek son derece açıktır: Evrimciler hayatın gerçek kökeni ile ilgili temel soruları açık bir şekilde cevaplamaya yanaşmazlar; çünkü onların bu soruları evrimsel süreçlerle, tesadüfi aşamalarla cevaplayabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla bu büyük eksikliklerini görmezlikten gelerek, Darwinist büyünün sağladığı etkiyi devam ettirebilmek için çaba harcarlar. Bu nedenle de yayınlarında evrimi hiçbir şekilde ispatlamayan ilgisiz konuları, süslü resimlerle ve bol Latince kelimelerle anlatmakta bir sakınca görmezler. Bu şekilde temel konulardaki açıklarını kapattıklarını ve insanları kandırabildiklerini zannederler.

DİPNOTLAR

35.Henry M. Morris, The Long War Against God, Baker Book House, 1996, s. 10
36.Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onur Yayınları, 5. Baskı, Ankara 1996, s.185
37.Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt I, s.395
38.H. S. Lipson, "A Physicist's View of Darwin's Theory", Evolution Trends in Plants, Cilt 2, No. 1, 1988, s. 6
39.Henry M. Morris, The Long War Against God, Baker Book House, 1996, s. 34
40.Michael J.Behe, Darwin's Black Box, s. 233
41.Arda Denkel, Cumhuriyet Bilim Teknik Eki, 27 Şubat 1999, s.15
42.George P. Stavropoulos, "The Frontiers and Limits of Science", American Scientist, Cilt 65, Kasım-Aralık 1977, s. 674.
43.Philip E. Johnson, Darwin on Trial, 2. ed. Illinois: Intervarsitiy Press 1993, s. 131
44.Ümit Sayın, Bilim Ütopya, Kasım 1998, Sayı 53, s. 28
45.Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5
46.Richard Milner, Charles Darwin, Bir Doğabilimcinin Evrimi, Evrim Yayınevi, 1999, s. 117
48.Michael J. Behe, Darwin'in Kara Kutusu, Aksoy Yayıncılık, 1998, s. 179